8 Nisan 2018 Pazar

İSTANBUL TELEFON ŞİRKETİ VE DEVLETLEŞTİRİLMESİ



Fazlı KÖKSAL
İngilizler tarafından işletilen İstanbul Telefon Şirketi 09/04/1936 tarihinde yani bundan 72 yıl önce Türkiye Cumhuriyeti tarafından devletleştirildi.  Bu yazıda İstanbul Telefon Şirketinin kuruluş ve devletleştirme hikayesini anlatmaya çalıştım.
1881 senesinde Posta ve Telgraf Nezareti, Soğukçeşme’deki Nezaret Dairesi’yle, Yeni Cami’deki ahşap postahane binası arasına, tek telli bir telefon hattı çekildi. Ülkemizin kullandığı ilk telefon hattı bu hattır. Aynı sene içinde Galata Millet Hanı’ndaki postahane ile Yeni Cami Postahanesi arasına ve yine Galata’da Osmanlı Bankası ile bankanın Yeni Cami’deki İstanbul Şubesi arasına bir telefon teli tesis edilmiştir. Yine aynı yıl Galata Liman Dairesi’nden Kilyos’taki Tahliye İdaresi’ne tek telli bir telefon tesis edilmiştir.
1886 yılının Ağustos ayında Padişah II. Abdülhamit’in buyruğu ile Liman Dairesi ile Kilyos Tahlisiyesi arasındaki telefonun dışındaki bütün telefonlar kaldırılmış ve hatlar toplattırılmıştır.
10 Temmuz 1908’deki Meşrutiyet’in ilânından itibaren telefon üzerindeki bu baskı kalkınca ülkemizde telefona karşı büyük bir talep oluştu. Bu aşırı talep nedeniyle maalesef kalitesiz malzeme de ülkeye girmiş ve bu kalitesiz malzeme için o yıllarda birkaç milyon lira fuzuli yere Avrupa’ya ödenmiştir.[1]
1909 senesinde telgraf bütçesinden bir miktar ödenek ayrılmak suretiyle Fransa’dan 50’lik bir santral ve 45 adet manyetolu masa telefonu getirtilmiştir. Bu santral, o tarihlerde inşaatı yeni tamamlanmış olan Meydancık’taki postahane binasına kurulmuştur. Bu santral, nâzırlar ve bazı üst makam yöneticiler olmak üzere 28 aboneye tahsis yapılarak 10 Mayıs 1909 tarihinde hizmete açılmıştır. Bu ülkemizde işletmeye açılan ilk telefon santralidir. Telefonun faydasının anlaşılması üzerine 50’lik santral kısa bir süre içerisinde yetersiz kalmış ve bunun üzerine Fransa’ya bir 100’lük, iki adet 25’lik, bir adet 15’lik bir adet de 10’luk olmak üzere beş adet santral daha sipariş verilmiş ve Beyoğlu, Pangaltı, Maliye ve Mebusan Telgrafhanelerine birer telefon santral merkezi tesis edilmiştir. Ancak tüm santral kapasitesi, devletin ihtiyaçlarını karşılamakta bile yetersiz kalıyordu.
Devletin ihtiyaçlarının yanı sıra, devlet erkânından, büyük işyerlerinden ve varlıklı kişilerden gelen telefon taleplerini karşılamak amacıyla Posta Telgraf Nezareti bir çalışma başlattı. Bu çalışmanın sonucunda, İstanbul’un tamamına hizmet verebilecek bir telefon şebekesi oluşturulmaya karar verildi. 1911 yılında Posta Telgraf Nezaretinin adı Posta, Telgraf ve Telefon Nezareti’ne dönüştürülerek, görev bu kurumun sorumluluğuna bırakıldı. [2]
Posta, Telgraf ve Telefon Nezareti de bu işi yürütemeyeceği düşüncesiyle, kendisine imtiyaz için başvuran kişilerden, Herbert Lows Webbe’ye 6 Nisan 1911 tarihinde 30 yıl süre ile İstanbul’un Telefon İşletme İmtiyazını devretti.[3] İmtiyaz gereğince, Western Electric Company ve liderliğindeki ABD, Fransa ve İngiliz sermayeli dört yabancı şirketin oluşturduğu konsorsiyum tarafından “Dersaadet Telefon Şirket-i Osmaniyesi” adıyla bir şirket kuruldu. Takvim-i Vekayi’nin 6 Nisan 1327 tarih ve 816 ve 817. sayılarında yayınlanan imtiyaz sözleşmesini ve şartnameyi Osmanlı Hükümeti adına Sadrazam İbrahim Hakkı Paşa ve Maliye Nâzırı Cavid Bey imzaladılar. Bu sözleşmede hükümete ait telefon şebekeleri imtiyazının dışında tutulmuştu ve hükümete ait şebekeler istenildiği kadar tevsi edilebilecekti. Şirket, üç esas merkez ile tali merkezler ve umumi şebekeye ait plânların tasdik tarihinden itibaren bir buçuk yıl içinde tesislerinin ikmal edeceğini -gayri safı gelirin % 15’ini her üç ayda bir hükümet hissesi olarak ödeyeceğini- imtiyazın ilk 10 senesinde yabancı personel çalıştırabileceğini, ancak bu süre zarfında belli sayıda Türk personel istihdam edeceği ve bunları masrafları şirket tarafından karşılanmak kaydıyla İngiltere ve Amerika’da eğiteceğini taahhüt etmiştir.[4] Dersaadet Telefon Şirket-i Osmaniyesi’nin başına Herbert Lows Webbe getirildi. İmtiyazdan sonra 28 Şubat 1913 tarihinde İstanbul, Beyoğlu ve Kadıköy telefon santralleri işletmeye açıldı. Kısa bir süre sonra İstanbul Santrali 9600, Beyoğlu Santrali 6400, Kadıköy Santralı 2000 hat kapasitesine ulaştı. Tüm santralar Western Electric Company ürünü idi.[5]
Dönemin Türk kadın derneklerinin de ısrarı ve çabasıyla yedi Türk kadın; şirketin karşı çıkmasına rağmen telefon memuresi olarak işe alınır.[6]
Birinci Dünya Savaşı çıkınca hükümet 14 Mart 1915 günü şirkete el koymuştur. Bunun üzerine 55 yabancı teknik personel İstanbul’u terk etmiş ve bunların görevi beş Türk mühendisine kalmıştır. Bu beş genç mühendis ve yetiştirdikleri 15-20 kadar genç teknisyen devraldıkları telefon işletmesini Nisan 1919 tarihine kadar birçok mahrumiyetler içinde olmasına rağmen yabancılardan çok daha iyi idare etmişlerdir. Bu genç Türk ekibi sadece mevcut şebekeyi işletmekle kalmamışlar, yeni şebeke yatırımları yapmışlar ayrıca bakım ve onarım konusunda da büyük başarı elde etmişlerdir. Türk mühendislerinin o tarihlerdeki başarısı ibret verici ve takdir edilen büyük bir olaydır. 1. Dünya Savaşında mağlup olmamız üzerine Telefon İşletmesi 1 Nisan 1919 tarihinde tekrar Dersaadet Telefon Anonim Şirketi’ne devredilmiştir.[7]
Cumhuriyet ilan edilmeden önce Ankara hükümeti, İstanbul’da yabancı kontrolünde bulunan ve daha çok altyapı hizmeti veren şirketlerin imtiyaz sözleşmelerini yenilemiştir.[8] İstanbul Telefon Şirketi de sözleşmesi yenilenen şirketlerin içinde yer almıştır. Sözleşme, 14 Haziran 1339 (1923) tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından onaylanmıştır. Sözleşmenin ikinci maddesine göre şirket, İstanbul hükümetinin kontrolünde bulunduğu döneme ilişkin olarak gerek el koyma işleminden, gerekse idare ve işletme işlem ve hesaplarından dolayı TBMM hükümetinden hiçbir talepte bulunamayacaktır. Bunun karşılığında ise 1 Nisan 1335 (1919) tarihine kadar ödemesi gereken vergileri ödemeyecektir.[9]
1911 yılında yapılan esas sözleşmeye göre şirketin gayri safi hasılasından hükümet hissesi olarak vermeyi taahhüt ettiği % 15 oranındaki aidat sözleşmeyle beraber % 10’a düşürülmüştür. Hükümete verilecek aidattaki % 5’lik indirime karşın, şirket asıl sözleşmeye göre vermesi gereken ücretsiz postalardan başka, hükümet daireleri, şubeleri ve kurumları için yüzde elli oranında ücretlendirilmiş, 450 direkt hat vermeyi ve bunları her zaman hükümet  emrinde bulundurmayı taahhüt etmiştir. Sözleşmede ilgi çekici bir yön de, Şirkette çalışan yabancılara yönelik tutumdur. Hükümet şirketin istihdam ettiği tüm Yunanlı memur ve çalışanların hemen işine son verilmesini ve sözleşmenin kabulünden sonra da hiçbir yabancının işe alınmamasını istemektedir.[10] Sözleşmenin 14. maddesine göre istihdam edilen yabancı memurlardan ikisinin iki sene ve on altısının da altı sene içinde hizmetlerine son verilmesini ve altı sene sonunda şirket hizmetinde müdür, baş mühendis, baş müfettiş ve beş daire başkanlarının dışında yabancı çalışan bulunmaması gerekmektedir. Hizmetlerine son verilen yabancı memurların yerlerine Türk memurların alınacaktır.[11]
Şirket Paşabahçe santralini 8 Ağustos 1923’te işletmeye açmıştır. Cumhuriyet’in ilanından sonra ise 26 Kasım 1923’te Kartal santralini, 6 Mart 1924’te Heybeliada santrallerini hizmete vermiştir.[12]
Ancak hizmete sokulan santraller şehrin artan nüfusunun ihtiyaçlarını karşılamadığı gibi kurulan tüm santraller manueldir. PTT tarafından Ankara Otomatik Santrali’nin 1926 yılında hizmete açılmasına karşılık, Şirketin İstanbul’da hâlâ manuel santralleri hizmete vermesi üzerine, Devlet Şirkete baskı yapmaya başlamış ve bu baskılar sonucunda, Şirket ve hükümet arasında imzalanan 15 Mayıs 1929 tarihli sözleşmede Şirket, 1932 yılı sonuna kadar Beyoğlu ve Kadıköy santrallerini otomatiğe dönüştüreceğini taahhüt etmiş, buna karşılık, Devlet gerekli olan telefon malzemesinin ithalini kolaylaştıracak kararlar almıştır.

İstanbul basınında, zaman zaman Telefon Şirketini eleştiren, hicveden yazılara rastlanmaktadır. Örneğin 21 Birincikanun (Aralık) 1928 tarihli İkdam gazetesinde Şirketin telefon memureleri çok hoş bir şekilde hicvedilmektedir:

Telefonla uyanış
İstanbul Paris’i geçmiş de haberimiz yok! Burada her isteyen telefonu eline aldı mı, santralden meccanen saatin kaç olduğunu sorabiliyor. Hâlbuki bu usul henüz Paris’te yokmuş.
Fakat şimdi karar vermişler. Onlar da bu usulü tatbik edecekler. Fakat onlar bizden fazla yeni bir usul daha koyuyorlar. Telefon memureleri bir aboneyi evvelden haber vermek şartıyla, gecenin her hangi bir zamanında uyandıracaklar. Bu usulün şüphesiz faydaları çok! Eğer bizde de tatbikine kalkarlarsa telefon hanımlarını kim uyandıracak?”
Devletin baskısı üzerine şirket, 1931 yılında Kadıköy, İstanbul ve Beyoğlu santralleri otomatiğe, diğer 10 santral ise yarı otomatiğe dönüştürülmüştür.[13]
İstanbul Telefon Şirketinin yeni yatırımlar yapmakta isteksiz davranması, mevcut hatların işletilmesinde yaşanan sorunlar, PTT’nin İstanbul Telefon Şirketi’ni rahatlıkla yönetebilecek bilgi birikimine kavuşması, tarifesinin Ankara ve İzmir tarifelerine nazaran çok yüksek olması ve yabancı sermeyenin stratejik alanlardan çıkarılması gerekliliği gibi unsurları gözeten devlet, 1933 yılından itibaren, şirketin özelleştirmesini değerlendirmeye başlar. Şirketteki yolsuzluk iddiaları da, devletleştirme yönündeki kararı güçlendirir. Bunun sonucunda, 12.7.1934 tarihinde “Hükümetin Telefon Şebekesini Satın Almak Kararında Bulunduğunun İstanbul Telefon Şirketi’ne Tebliği ve Şirket Muamelelerindeki Yolsuzlukların Yerinde Tetkik Ettirilmesine Dair Kararname” yayınlanır.
Kararname uyarınca, şirketi satın alma kararı İstanbul Telefon Şirketi’ne tebliğ edilir. Yapılan görüşmeler sonucunda, İstanbul Telefon Şirketi ile Bayındırlık Bakanlığı arasında 30 Ağustos 1935 tarihinde bir protokol imzalanmıştır. İmzalanan bu protokolle şirket, 1 Eylül 1935 tarihi itibariyle fiili olarak hükümete geçmiştir. 6 Eylül 1935 tarihinde çıkarılan bir kararnameyle, satın alma kanununun mecliste kabulüne kadar geçecek süre içinde telefon hizmetinin sağlıklı bir biçimde verilebilmesi için lüzumlu görülen memurların çalıştırılmasına devam edilmiştir. Yine bu protokolle elde edilecek gelirin PTT idaresi tarafından tahsil edilmesi ve yeni telefon kanunu yapılana dek mevcut tarifelerin geçerli olacağı karara bağlanmıştır. Yapılan bu protokol uyarınca şirket bütün haklarını, çıkarlarını Türkiye’de bulunan tüm menkul ve gayrimenkullerini 21 Temmuz 1935 tarihinden geçerli olmak üzere hükümete devretmiştir. Ancak şirketin, 21 Temmuz 1935 tarihinde gerek kasalarında ve gerek bankalarda mevcut paraları ile belirtilen tarihten önceki döneme ait faaliyetinden dolayı şirketin alacaklı durumda olduğu paralar, tamamen şirketin malı olarak kalmıştır.[14] Şirket, bu paralarını konuyla ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yurt dışına çıkarmakta serbesttir.[15]
İstanbul Telefon Şirketi ile 9 Nisan 1936 tarihinde nihai bir sözleşme imzalanır. Satın almaya ilişkin 3026 sayılı kanun 13 Haziran 1936 tarihinde TBMM tarafından kabul edilerek, satın alma süreci tamamlanır.

Şirket imtiyazı ile tüm hak, menfaatler ve malların satın alınması karşılığında hükümet şirkete 800 bin İngiliz Lirası ödeyecektir. Bu tutar yirmi sene müddetle altı ayda bir 20 bin İngiliz Sterlini karşılığında ödenecektir. Sözleşmeye göre taksitlerin ödenmesine 21 Ocak 1940 tarihinde başlanacaktır.
İstanbul Telefon Şirketi devletleştirildikten sonra, PTT Genel Müdürlüğü’ne bağlı bir müdürlük haline getirilmiş, genel müdürlüğün gelir ve giderleri gelir ve giderleriyle karıştırılmayarak bütçede ayrı bir kısımda gösterilmiştir. Şirketin satın alınmasının ardından telefon şebekesinin genişletilmesine yönelik çalışmalar başlatılmıştır. 1936 Nisan sonu itibariyle İstanbul’un telefon hat kapasitesi 10.700’dür.[16] Bu sayı 800 bin nüfuslu İstanbul için oldukça yetersizdir. Aynı yıllarda 400 bin nüfuslu Stockholm’de 120 bin telefon abonesi vardır [17]
Aynı aydaki şehirlerarası ve uluslararası telefon trafiği de aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.[18]

İstanbul’un Nisan 1936 Ayı Telefon Trafiği

Çıkan
Giren
Toplam
Şehirlerarası
12.823
16.386
29.209
Uluslararası
3.196
3.059
6.255






[1] Reşat Alşan, “Cumhuriyetin Kuruluşu ve İlk Onbeş Yılında PTT İşletmesi”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı 17, Cilt: VI (Mart 1990),
[2] Asaf Tanrıkut, Türkiye PTT Tarihi: Teşkilat ve Mevzuatı I, Efem Matbaası, Ankara 1984.
[3] İmtiyazın kime verildiği konusunda, kaynaklar farklı isimler zikretmektedir. Reşat Alşan, Altemur Kılıç ve Çağla Kubilay imtiyazın Herbert Lows Webbe’ye verildiğini belirtirken Yavuz Selim Karakışla ve Ayşe Gür, İstanbul Telefon Şirketi’ne verildiğini ifade etmektedirler. Reşat Alşan’ın PTT’de uzun yıllar İdari İşler Dairesi Başkanlığı görevini yürüttüğünü, PTT arşivlerini çok iyi incelediğini ve makalesinin telekomünikasyon tarihinin1839-1939 dönemine ilişkin en güvenilir kaynak olduğunu dikkate alarak onun değerlendirmesini esas aldık.
[4] Sözleşme şartları, Türk Telekom’un satış şartlarına göre daha akılcı gözükmektedir.
[5] Alşan, a.g.m.
[6] Bu konu Posta ve Telekomünikasyon Tarihinden Portreler kitabımda ayrıntılı olarak anlatılmıştır.
[7] Alşan, a.g.m.
[8] Taner Timur, Türk Devrimi ve Sonrası, İmge Yayınevi Ankara 1997, s. 84-85.
[9] Kubilay, a.g.e., s. 155.
[10] Türk Telekom satış sözleşmesinde bu yönde bir hüküme rastlanmamıştır.
[11] Kubilay, a.g.e., s. 155.
[12] Alşan, a.g.m.
[13] Alşan, a.g.m.
[14] Türk Telekom’un özelleştirilmesinde, alacaklar da satın alana aktarılmıştır.
[15] “İstanbul Telefon Tesisatının Satın Alma Sözleşmesi”, TBMM Kavanin Mecmuası, Cilt:16, Devre: 5, İçtima Senesi: 1, s. 952-954.
[16] Alşan, a.g.m. (
[17] Kubilay, a.g.e., s. 200.
[18] Tanrıkut, Türkiye PTT Tarihi: Teşkilat Ve Mevzuatı II, Efem Matbaası, Ankara 1968.

1 yorum:

  1. Güzel yazı teşekkürler. Şimdi ne olacak tekrar devletleşip başa mı döneceğiz?

    YanıtlaSil