4 Eylül 2018 Salı

YİĞİT BULUT'A CEVAP



YİĞİT BULUT’UN YAZILARI VE TÜRK TELEKOM’UN KAYITLARI İLE YİĞİT BULUT’A CEVAP
02 Eylül 2018 tarihli STAR Gazetesinde Cumhurbaşkanlığı Ekonomi Başdanışmanı, Varlık Fonu Yönetim Kurulu Üyesi ve Türk Telekom Yönetim Kurulu üyesi Yiğit BULUT imzalı “Telekom Battı” yalanını uyduranlar; İYİ OKUYUN!” başlıklı bir yazı yayınlandı…[1]


Yazı bazı doğru değerlendirmeler de taşımakla birlikte, çok önemli yanlışlar içeriyor. Bu yazıya Yiğit BULUT’un kendi eski yazıları ve Türk Telekomun resmi açıklamaları ile cevap vereceğiz.
Karışıklığa yol açmamak için, Sayın Bulut’un 02 Eylül 2018 tarihli yazısını Siyah, kendi değerlendirmelerimi mavi Sayın Bulut’un eski yazıları ve Türk Telekom’un açıklamalarını kırmızı renkli olarak yayınlıyoruz. Sayın BULUT’ın büyük harf küçük harf tercihlerine de müdahale etmedik…
Başlayalım;
BU VİCDANSIZLARA SÖYLENECEK ÇOK SÖZ VAR AMA...YAZMIYORUM...Bir insanda şeref yoksa hele hele gerçeği bildiği halde sadece zarar vermek için yalanı dolaştıracak kadar vicdansız ve vatansızsa herşeyi yapabilir... 
Sayın Yiğit Bulut’un “gerçeği bildiği halde sadece zarar vermek için yalanı dolaştıracak kadar vicdansız ve vatansızsa herşeyi yapabilir...” cümlesine aynen katılıyoruz.
Bakıyorum sosyal medya ortamında koskoca eski bürokratlar, eski-yeni bazı siyasetçiler ve onlara inanarak veya yalana ortak olmak isteyerek sürüye katılanlar şunu yazıyorlar; “Türk Telekom’un bankalara ödeyemediği 4,7 milyar dolar yüzünden bankalar Telekom’a sahip olmak zorunda kalmış”!

Biz köşe yazarlarının ve siyasetçilerin bu tür açıklamalarına rastlamadık ama sosyal medyada bu tür paylaşım çok. Ve tabii ki yanlış, borcu ödemeyen Türk Telekom değil OTAŞ. Yani  Harriri, ailesinin sahip olduğu Oger Telekom A.Ş.. Bu bilgi paylaşımını kasıtlı olarak yanlış yapan var mıdır. Vardır. Doğru cümle şu Türk Telekomun %55 Hissesine sahip olan OTAŞ’ın ödemediği 4,7 milyar dolar yüzünden bankalar Telekom’a sahip oldu.

BUNU ORTAYA ATAN KÖTÜ NİYETLİ SİYASETÇİLERE VE BİLEREK BU YALANA ORTAK OLAN CAHİLLERE BİR KEZ DAHA GERÇEĞİ YAZMAK VE ÖZELLİKLE KAMUOYUMUZA TÜM SAYGIMLA AKTARMAK İSTİYORUM; BU YAZILAN BAŞTAN SONA YALAN VE UYDURMA OLUP GERÇEK ÇOK FARKLIDIR. TELEKOM’UN ÖZELLEŞTİRME SIRASINDA İMTİYAZ HAKKINI 2026 YILI VADELİ ALAN ŞİRKET OTAŞ A.Ş. OLUP, OTAŞ ÖZELLEŞTİRMEDEN DOLAYI OLAN BÜTÜN BORCUNU ÖDEMİŞTİR.

Burada konuyu irdelemeden Yiğit BULUT’un 06.02.2007 Tarihli Radikal Gazetesinde yer alan “Bu Nasıl Özelleştirme” başlıklı yazısının tamamen katıldığımız son cümlesini aktaralım;
“Oger'in Türk Telekom'un satın alma bedelini ödeyecek parası yok. Danıştay'ın verdiği kararlar doğrultusunda 'sadece işletmeci olduğu, sahibi olmadığı' Türk Telekom ile ilgili bir arz yapması da hukuken mümkün değil. Böyle bir yapı içinde Oger'in tek çıkışı var ve onu yapıyor. Yaratacağı ilave kâr ile kendine düşecek payı artırmak ve Türk devletine olan borcunu ödemek. Türk Telekom'un işletme tecrübesi ve mali durumu yeterli olmayan Oger Telekom'a satılması ve yaptığı sayısız 'Peşin öderiz, kredi alırız' açıklamalarına rağmen ortada hâlâ bir şey olmaması özelleştirme tarihimizdeki en büyük skandaldır...”
Evet Yiğit Bulut’un da belirtiği gibi Harririlerin Sahip olduğu OTAŞ (Oger Telekom) ihaleyi kazanmıştı. Ancak ihaleyi ödeyecek parası yoktu. Mecburen taksitlendirme yoluna gitti. Peşinatını ve İlk Taksit bedelini ödedi.  Ancak ilk seçimlerde muhalif bir partinin seçimi alması ve Danıştay’ın ihale kararını iptal etme ihtimalini gözeten OTAŞ bankalardan kredi alarak ihale bedelinin kalanını da ödedi. Özetle Bu konuda yiğit Bulut doğru söylüyor, OTAŞ’ın hazineye borcu yoktur.
Yiğit BULUT’un yukarıdaki bölümdeki yanlış ifadesi “İMTİYAZ HAKKINI 2026 YILI VADELİ ALAN ŞİRKET OTAŞ A.Ş.” cümlesidir. Hayır OTAŞ’ın zaten A.Ş kısaltmasını içerdiği yeniden A.Ş yazılmasının yanlış olduğu  gibi ayrıntılardan bahsetmiyoruz. BTK ile o günkü adı ile İmtiyaz Sözleşmesini imzalayan OTAŞ Değil Türk Telekom’dur. 2026’ya kadar imtiyaz hakkı olan OTAŞ değil Türk Telekom’dur. OTAŞ Hazine ile Hisse Satış Sözleşmesi imzalamıştır. İmtiyaz Sözleşmesinin tarafları  Türk Telekomünikasyon A.Ş ve  Telekomünikasyon Kurumu (Şu andaki adıyla BTK) Bazılarını Türk Telekom ile OTAŞ’ı karıştırmakla suçlayan Yiğit BULUT,  burada kendisi OTAŞ ile Türk Telekom’u karıştırmıştır (?).
AYNI OTAŞ BAŞKA FAALİYETLERİNDE KULLANILMAK ÜZERE BAŞTA 3 BÜYÜK TÜRK BANKASI VE BİRÇOK YERLİ-YABANCI BANKA İLE ARASINDA KREDİ İLİŞKİSİ KURMUŞ OLUP, BURADAN KAYNAKLANAN BORCUNU ÖDEYEMEDİĞİ İÇİN, BU BORCA KARŞILIK OLARAK TELEKOM’UN % 55 HİSSESİNİ BANKALARA DEVRETMİŞTİR. SÖZ KONUSU BORÇLU ŞİRKET OTAŞ A.Ş. OLUP, BORÇ-ALACAK İLİŞKİSİ OTAŞ A.Ş. İLE BANKLAR ARASINDA TELEKOM HARİCİ BİR KONUDUR!
OTAŞ niye kredi  almış. İsterseniz bunun cevabını Türk Telekom kayıtlarından arayalım;
Doğrudan ve dolaylı paylarla büyük ortak olan Hariri ailesinin kontrolündeki Oger Grubu; Türk  Telekom’un yüzde 55’i için verdiği 6 milyar 550 milyon dolarlık teklifin 1.3 milyar dolarını  peşin ödemiş  2006 yılında 1.4 milyar dolarlık taksit ödemesini yapmıştır.  (OTAŞ), aynı yıl Türk Telekom’un yüzde 19.8’ine karşı lık gelen hissesini Citicorp Trustee’ye rehin vererek kredi aldığını görüyoruz. “
Bakınız “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi 31 Aralık 2006 ve 2005 Tarihleri İtibariyle Konsolide Finansal Tablolar ve Bağımsız Özel Denetim Raporu”nda  OTAŞ’ın ilk aldığı kredi ile ne deniyor;

“31 Aralık 2006 tarihi itibariyle, Hisse Rehin Anlaşması uyarınca OTAŞ’ın sahip olduğu Şirket hisselerinin %36’sına tekabül eden 693.000.000.000 adet hisse üzerinde Citicorp Trustee Company Limited (Citicorp Trustee)’nin, %64’üne tekabül eden 1.232.000.000.000 adet hisse üzerinde ise Hazine’nin rehni bulunmaktadır. Citicorp Trustee’e verilen rehinler OTAŞ’ın Citicorp Trustee’den temin etmiş olduğu kredilerle ilgilidir. OTAŞ kredi sözleşmesi, OTAŞ’ın, Şirket’in ve Avea’nın hisselerinin satışına, transferine ve dilüsyonuna kısıtlamalar getirmektedir.” S.46[2]
OTAŞ; Mart 2007’de Türk Telekom’daki tüm hisselerini ipotek edip 3.5 milyar dolar tutarında  kredi alıp, özelleştirme borcunun kalanı olan 4 milyar doları aşkın ödemeyi bir seferde yapmıştır. Bu durum yine TTAŞ 31 Aralık 2006 ve 2005 Tarihleri İtibarıyla Konsolide Finansal  Tablolar ve Bağımsız Özel Denetim Raporu’nda şu şekilde yer almıştır:
“23 Mart 2007 tarihinde OTAŞ bir grup uluslararası ve yerel bankalardan 3.500.000* ABD  doları tutarında uzun vadeli kredi temin ederek, Türk Telekom’un hisselerinin alımından dolayı oluşan  Hazine’ye borcunu 4.192.000* ABD doları ödeme yaparak kapatmıştır.”(s. 56)[3]

Yani Ojer Telekom’un  2006 ve 2007’de aldığı Kredileri, Türk Telekom Hisselerinin bedelini ödemek için kullandığı Türk Telekom Özel Demetçi raporlarıyla sabit. Pekiyi anlaşmazlığa konu 2013 yılında alınan kredileri Ojer Telekom niçin almış.
Bu konuda Türk Telekom KAP’a yaptığı 28.05.2013 tarihli açıklama şöyle;
Şirketimiz hakim ortağı Ojer Telekomünikasyon A.Ş tarafından Şirketimize gönderilen açıklama kamuoyunun bilgisine sunulur.
"Ojer Telekomünikasyon A.Ş, 22 Mayıs 2013 tarihinde US$4.478,000,000 ve  avro 211,970,000 tutarlarında bir kredi anlaşması imzalamıştır.
Kredi anlaşmasında Akbank T.A.Ş, BNP Paribas Fortis, Citi, Deutsche Bank AG, London Branch, J.P. Morgan Limited ve Türkiye Garanti Bankası A.Ş. Yetkili Lider Düzenleyici (Mandated Lead Arrangers) ve Koordinatör (Coordinating Bookrunners), BNP Paribas Dökümantasyon Temsilcisi (documentation agent), Citibank International PLC  Kredi Temsilcisi (Facility Agent) ve Citicorp Trustee Company Limited Teminat Temsilcisi (Security Agent) olarak görev almıştır. Kredinin kullanım amacı mevcut borçların refinansmanı ve vadesinin uzatılması ve bu yolla hissedarlarımıza temettü ödenmesidir. Daha önceki kredi anlaşmalarında olduğu gibikredinin teminatı olarak şirketinizin hisseleri rehin verilmiştir. Hisselere ait tüm haklar Ojer Telekomünikasyon A.Ş.'de kalacaktır.[4]
Yani Ojer Telekom, Türk Telekom hisselerinin bedelini ödemek için aldığı kredileri öde(ye)meyince bu krediyi aldığı Türk Telekom’un KAP’a yaptığı açıklamada net olarak anlaşılmaktadır.
YANİ KREDİ OTAŞ’IN BAŞKA FAALİYETLERİNDE KULLANILMAK ÜZERE ALINMAMIŞTIR. TÜRK TELEKOM HİSSE ALIMINDA HAZİNEYE ÖDENEN MEBLAĞI KARŞILAMAK AMACIYLA ALINDIĞI BİZZAT TÜRK TELEKOM KAYITLARINDAN ANLAŞILMAKTADIR. KONU TELEKOM HARİCİ BİR KONU HİÇ DEĞİLDİR.

ADI GEÇEN BORCUN TELEKOM A.Ş. İLE HİÇBİR İLİŞKİSİ YOKTUR VE TELEKOM’UN FAALİYETLERİNİ ETKİLEMESİ SÖZ KONUSU DEĞİLDİR.
Borç Türk Telekom’un değildir. Ama Türk Telekom’un %55’ine sahip olan OTAŞ resmen iflas etmiştir. Bu durum Telekom’u nasıl etkilemez? Bir kez müşterileri, yatırımcıları ve kamuoyunu olumsuz etkiler. Yönetim boşluğu ve karmaşası doğurur.  Oger Telekom’un Türk Telekom ile ilişkisi kalmamasına rağmen onun seçtiği Yönetim Kurulu üyelerinin atadığı CEO’dan üst yönetime, çalışanların güvenmesi nasıl beklenir?
Sonuçta Türk Telekom tüzel kişiliğinin bu karmaşadan etkilenmemesi mümkün değildir.

DEVREDİLEN % 55 HİSSE 2026 YILI SONUNA KADAR BANKALAR TARAFINDAN SAHİPLENİLECEK VE İMTİYAZIN BİTMESİ İLE TÜRK TELEKOM’UN  2026 YILI SONU İTİBARİYLE % 55 HİSSESİ YENİDEN DEVLET’E DÖNECEKTİR...
Sayın Yiğit BULUT’un bu cümleleri kesinlikle gerçeği yansıtmamaktadır.
Türk Telekom Ana Sözleşmesinin Şirketin Müddeti başlıklı 5. Maddesinde
ŞİRKETİN MÜDDETİ
MADDE 5
Şirket süresiz olarak kurulmuştur.
Hükmü yer almaktadır.
Hazine Müsteşarlığı ile OJER TELEKOMÜNİKASYON A.Ş ve SAUDI OGER LİMİTED arasında aktedilen HİSSE SATIŞ SÖZLEŞMESİ’nin TARAFLARIN BEYAN VE TEKEFFÜLLERİ başlıklı 7. Maddesinin f fıkrasında;
f-Şirket ve AVEA Türkiye Cumhuriyeti Kanunları uyarınca süresiz olarak, usulüne uygun şekilde birer anonim şirket olarak kurulmuştur.
İfadesi yer almaktadır.
Bunlardan da Türk Telekom Tüzel kişiliğinin de, hisselerin geçerliliğinin de süresiz olduğu net olarak anlaşılmaktadır.
Keza Türk Telekom'un web sitesinde yayımlanan 01.07.2018 tarihli "Türk Telekom Hakkındaki iddialara cevap-5" de  Sayın Yiğit Bulut'un bu görüşü şu cümlelerle yalanlanıyor;
‘Türk Telekom’u, 6,5 milyar dolara 21 yıl için kiralayıp’ ifadesi tamamen yanlıştır.  Türk Telekom’un 21 yıllığına kiralanması söz konusu değildir. OTAŞ, Türk Telekom’un özelleştirilmesini müteakip Türk Telekom hisselerinin yüzde 55’inin maliki olmuş ve bu satıştan kaynaklanan borcunu Hazine’ye ödemiştir. Bu işlem bir kira değil, satış ve mülkiyetin devri işlemidir. 

https://medya.turktelekom.com.tr/hakkindaki-iddialara-yonelik-duzeltme-5/
Anlaşılan Sayın Yiğit BULUT İmtiyaz Sözleşmesi ile Hisse Satış Sözleşmesi hükümlerini karıştırıyor.
Türk Telekom ile BTK arasında akdedilen İmtiyaz Sözleşmesine göre Türk Telekom’un  Sabit Telefon İmtiyaz hakkı da BTK ile  Avea arasında imzalanan İmtiyaz Sözleşmesine göre Mobil Telefon işletme imtiyazı da 2026’da sona eriyor.  Turkcell ve Vodafone’un imtiyaz süreleri de 2023 yılında bitiyor.
Bu husus ile ilgili olarak , Türk Telekom İle Telekomünikasyon Kurumu (Şu andaki ismiyle BTK) arasında aktedilen İmtiyaz Sözleşmesindeki tek hüküm Sözleşmenin  38. Maddesinin 2. Fıkrası. Bu fıkrada da şöyle deniyor;
"Sözleşmenin süresinin sona ermesi veya yenilenmemesi halinde, Türk Telekom, sistemin işleyişini etkileyen tüm teçhizatı bütün fonksiyonları ile çalışır vaziyette ve bu teçhizatın kurulu bulunduğu, kendi kullanımında olan taşınmazları Kuruma veya Kurumun göstereceği kuruluşa bedelsiz olarak devreder.
Bu sürelerin sonunda BTK yeniden ihaleye çıkacak, ihaleleri yine aynı firmalar alırsa işletmeciliğe devam edecekler. İhaleyi kaybederlerse altyapıyı ve altyapının kurulu bulunduğu binaların BTK’ya devredecekler. Ancak bu maddeler o kadar kapalı ki… Altyapının ne olduğu bile tanımlanmamış… Altyapının kurulu olduğu binaların mülkiyet hakkı konusunda bir açıklama yok…  Altyapının kurulu olduğu binanın kiralık olması halinde ne yapılacağı belirtilmemiş…
Firmalar ihaleyi kaybetse, binlerce personele ödeyecekleri tazminat vb sorunlar… İhaleyi başka firma alsa devir teslimde yaşanacak sorunlar, kalifiye eleman bulmada karşılaşacakları güçlükler,  kullanıcıların işletmeci değişmesinden kaynaklanacak sorunları vb..
Sanki imtiyaz sözleşmeler ihale süresinin sonunda da aynı firmalar alsın diye hazırlanmış.
Ve muhtemelen de öyle olacak…
Nitekim İmtiyaz Sözleşmesinin 39. Maddesindeki şu hüküm de sürenin uzatılmasının daha sözleşme imz
Bu Sözleşme süresinin bitiminde kendiliğinden sona erer. Ancak Türk Telekom, Sözleşme süresinin dolmasından en az bir yıl önce Kuruma başvurup Sözleşmenin yenilenmesini talep edebilir. Bu talep Kurum tarafından, Sözleşme süresinin bitiminden en geç 180 gün öncesine kadar yeni koşullar da dikkate alınmak suretiyle mevzuat ve Kurum düzenlemeleri çerçevesinde değerlendirilerek, Sözleşmenin yenilenmesine karar verilebilir.

Aksi durumda Türkiye’yi Tahkimde sürecek yargılamalar zinciri bekler…
Yani 2026’da Türk Telekom’un devlete geçmesi gerçeğe dönüşmesi pek mümkün olmayan düş…

HALEN % 55 ÜSTÜ HİSSELER HAZİNE VE VARLIK FONU’NA AİT OLUP BİR KISIM HİSSE DE HALKA AÇIK OLARAK İŞLEM GÖRMEKTEDİR...
Açıkçası bu cümleden Yiğit BULUT’un ne demek istediğini çözemedik… İlk bakışta Türk Telekom hisselerinin %55’in  üzerindeki kısmının devlete ve varlık fonuna aitmiş intibaı uyandırsa da, Sayın Bulut’un bunu kastetmiyeceği açık.  Ancak sanki o algıyı uyandırmak istemiş.

Sevgili dostlar, başta her gün bir vekili TBMM’de istifa eden bir parti genel başkanı olmak üzere, sırf muhalefet olsun diye 2026 YILINDA HALKA AÇIK KISMI HARİÇ TAMAMI YENİDEN DEVLET’E DÖNECEK MİLLİ BİR DEĞERİMİZİ BÖYLE YALAN VE BİLGİ KİRLİLİĞİ İLE KARALAMAYA ÇALIŞAN, SIRF “ERDOAĞAN VE AK PARTİ ZARAR GÖRSÜN DE GEREKİRSE MİLLİ VARLIKLAR BİLE YANSIN” DİYEN ZAVALLI KUKLALARIN OLDUĞU BİR ÜLKEDE, GERÇEĞİ HERKES DUYANA KADAR SONUNA KADAR HAYKIRMAK ZORUNDAYIZ... 
Sayın Bulut burada da bir tekrara düşmüş. Şu cümlesi de ilginç; “2026 YILINDA HALKA AÇIK KISMI HARİÇ TAMAMI YENİDEN DEVLET’E DÖNECEK”.  Ve gerçekten uzak… Yukarıda da açık, Türk Telekom süresiz olarak kurulmuş bir şirket… 2026’da devlete dönmesi söz konusu değil…  Halka açık kısmı neden hariç? Sanırız Sayın Bulut yazısını aceleyle yazmış ve kontrol etmemiş. Eğer bizim bilmediğimiz hususlar varsa açıklarsa memnun oluruz.
GERÇEK GÜNEŞ GİBİDİR, BUNLAR GİBİLERİN BALÇIKLARI İLE SIVANAMAZ! 
ALLAH YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN... 
Bu iki cümlesine biz de canı gönülden katılıyoruz.
Ama Sayın Bulut Daha Önceki söyledikleri ile Türk Telekom kayıtları ile çelişen bu yazıyı neden yazmıştır? Gerçekten merak konusu…
2026’ya daha çok var. Bu yazdıklarımın doğru olmadığı anacak o zaman belli olur. Toplum da nasıl olsa unutur diye mi?
Unutulmaz, Sayın BULUT…
Aynen eski yazılarınızın unutulmadığı gibi…
Mesela geçmişteki şu yazılarınızı unutmadık;
“Umarım 10 milyar tabandan başlayan ve açık teklifte 15 milyara kadar varan bir fiyat bandı içinde bu ihale sonuçlanır. 10 milyar doların altındaki fiyatların kamuoyu tarafından kabullenilemez olduğunu son cümlede bir kez daha hatırlatmakta yarar var.”[5]
“ Bu adrese girip, sol tarafta gördüğünüz 'Genocide Commemoratin by Foreign Officials' başlığına tıklarsanız, Telekom ihalesini kazanan şirketin sahibi Hariri'yi 1 Nisan 2004'te 'Sözde Ermeni Soykırımı' anıtına çelenk koyarken görebilirsiniz...”[6]
Bu nedenle, bu yazdıklarınızı unutmadığımız gibi, bugün yazdıklarınızı da ömrümüz vefa ederse 2026’da hatırlatacağız…
Gerek Yiğit BULUT’un gerekse bu konuda diğer kalem oynatanların üzerinde durmadığı bir konu var. Onu da biz dile getirelim.Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu 2010 yılında Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu 2006-2007 ve 2008 yıllarına ilişkin denetim raporu hazırlamış ve hisse rehni uygulamalarına dikkat çekerek, sorumluların belirlenmesi için çalışma yapılması şu ifadelerle istemiştir:
"Hisse rehni uygulamalarının niteliği ve uygulanabilirliği hususu netleştirilmelidir. Hisse rehnine ilişkin Kurul gündemine alınıp karar verilmesi gereken konuda yetki aşımı yoluyla değerlendirme yapıldığı ve görüş beyanında bulunulduğu belirlenmiştir. Bu nedenle, söz konusu işlemler nedeniyle ortaya çıkan sorumluluğun ve sorumluların belirlenebilmesi amacıyla konunun Kurum Başkanlığı tarafından araştırma ve incelemeye tabi tutulması gerekmektedir."
Yani OTAŞ’ın Türk Telekom Hisselerini rehin göstermesinin ancak kurul onayı ile mümkün olduğu belirtilmektedir. Bu konuda BTK Kurul kararı almış mıdır? Kurul kararı olmaksızın hisse rehinine onay verenler için işlem yapılmış mıdır? Yasal olmayan bu rehin işlemini araştırmayan bankalar nasıl kredi vermişlerdir? Üzerinde durulması, incelenmesi gereken sorulara bunlar da eklenmeli…
Son bir soru;
Yiğit BULUT bizim bildiklerimizi bilmez mi? Yoksa Türk Edebiyatının en eski söz sanatlarından olan  “Tecahül-i Arif” ile söz ustalığını mı sergiliyor? Cumhurbaşkanlığı Ekonomi Başdanışmanı, Varlık Fonu Yönetim Kurulu Üyesi ve Türk Telekom Yönetim Kurulu üyesi olan BULUT’un bunları bilmeyeceği düşünülemeyeceğine göre, Yiğit Bulut gerçekten bir söz ustası…
TELEKOMCULAR DERNEĞİ YÖNETİM KURULU



[1] http://www.star.com.tr/yazar/telekom-batti-yalanini-uyduranlar-3b-iyi-okuyun-yazi-1380593/
[2] http://www.ttyatirimciiliskileri.com.tr/Raporlar/2006/Finansal-Tablolar-2006.pdf
[3]http://www.ttyatirimciiliskileri.com.tr/Raporlar/2006/Finansal-Tablolar-2006.pdf
[4] https://www.kap.org.tr/tr/Bildirim/286191
[5] http://www.radikal.com.tr/yazarlar/yigit-bulut/telekom-ne-kadar-etmeli-750782/
[6] http://ekonomi.haber7.com/ekonomi/haber/103496-telekomda-ermeni-parmagi

31 Ağustos 2018 Cuma

ÖZELLEŞTİRME DEĞİL TALAN




Twitter'da Telekomcular Derneği olarak #Özelleştirmedeğiltalan etiketi (tagı) açtık ve aşağıdaki twetleri paylaştık. 

1) 6.5 MilyarDolara Babalar gibi satılan Telekomun %55'ini al. Bedelini Hisse senetleri rehin göstererek aldığın krediyle öde. İlk yıllar kar payları ile kredi taksitlerini öde. Sonra kredi taksitlerini ödemekten vazgeç. Aldığın kar paylarını ülkene götür. 
#ÖzelleştirmedeğilTalan

2) Ayrıca; Ailenin bütün fertlerinin yönetim kurulu üyesi yaparak Türkiyedeki masraflarını Telekomdan karşıla, Telekom'a danışmanlık hizmeti satarak (?) milyonlar götür, FETÖ'cüleri istihdam et. Pekiyi kamuyu temsil eden Yönetim Kurulu üyeleri ne yapıyordu #ÖzelleştirmedeğilTalan

3) Bankalar Neden Telekom Hisselerini teminat olarak kabul ederek kredi verdi? Ricacı siyasiler var mıydı? Yaklaşık 3 yıldır kredi taksitleri ödenmemeesine raümen bugüne kadar neden beklendi #ÖzelleştirmedeğilTalan
4) Telekomu satanların iddiası neydi;
a) Türk Telekom kamuda iken iyi yönetilmedi iyi yönetilecek
b) Büyük döviz girdisi olacak,
c) Kaliteli personel istihdam edilerek hizmet kalitesi yükselecek
Hangisi gerçekleşti?
#ÖzelleştirmedeğilTalan


5) Türk Telekomu hatalı olarak özelleştirenlerden, kamu adına yönetim kurulunda bulunup da kötü yönetime ve usulsüzlüklere seyirci kalanlardan OTAŞ'ı ve Türk Telekom'u denetlemeyenlerden hesap sorulmalı... Suçlular yargılanmalı. 
#ÖzelleştirmedeğilTalan

Türk Telekom Özelleştimesinin bir TALAN olduğunu daha işin başında Telekomcular Derneği adına kaleme aldığım "Türk Telekom Özelleştirmesi BİR TALANIN HİKAYESİ" isimli raporda ayrıntılı olarak yazmıştım.

Rapordan rahatsız olan Türk Telekom, raporun yayının durdurulması için dava açtı. 
Ankara 9. Asliye Hukuk Mahkemesi konuya ilişkin kararında;

“…. Davaya konu raporda, ülkemizin en büyük firmalarından olan davacı şirketin özelleştirmesinin ne getirip, ne götürdüğünün, topluma yönelik taahhütlerinin yerine getirilip getirilmediğinin sorgulandığı ve ifade özgürlüğü kapsamında kamuoyu ile paylaşıldığı, çeşitli eleştirilerin yapıldığı, konu ile ilgili görüşlerin bildirildiği, değerlendirmelerin eleştirisel bir yaklaşım olduğu, raporda ele alınan konuların güncel ve kamuoyunun ilgisini çekecek nitelikte olduğu, eleştiri ve yorumların veriliş biçiminde bir aşırılık olmadığı, ülkemizin en büyük firmalarından olan Türk Telekom’un özelleştirilmesi ve sonrasındaki gelişmelerin topluma duyurulmasında, kamuoyunun bilgilendirilmesinde ve kamuoyu oluşturulmasında hukuka aykırılık bulunmadığı ve davalı yararına hukuka uygunluğun gerçekleştiği, davalının kişilik haklarına saldırıda bulunulmadığı anlaşıldığından davanın reddine”

Karar vererek raporun doğruluğunu tescil etmişti.

Ve zaman Telekom Özelleştirmesinin bir talan olduğunu ispat etti...
Raporumuzu okumak için TIKLAYINIZ.


https://drive.google.com/file/d/0B6hovqSv79oMMDFlOWVjODctMzJjYS00Y2Q3LWJiNDMtMDNiZGQ1ZGVmYWE0/view


13 Temmuz 2018 Cuma

HAKİM TEPE TELEKOM

Gazeteci Celal Eren ÇELİK twitter hesabından uzun Süredir  Türk Telekom ile ilgili ilginç analizler yayınlıyor.

Bu analizlerden bir bölümü, bizim de defalarca dile getirdiğimiz kesin doğru bilgilere dayanmakla birlikte, kuşkuyla karşılanması gereken analizler de var.

Komplocu bir bakış açısı ile kaleme alınan bazı değerlendirmeler, doğru değerlendirmelere de kuşkuyla yaklaşılmasına neden oluyor, bu bedenle söz konusu değerlendirmeleri Telekomcular Derneği için hazırladığım “Türk Telekom Özelleştirmesi Bir Talanın Hikâyesi” (Ulaşmak için TIKLAYINIZ) başlıklı raporla birlikte okumanızın faydalı olacağını düşünüyorum.

Dört Bölüm halinde devam edecek değerlendirmelerin ilk bölümü:


HAKİM TEPE: TELEKOM (1)
1-Evet sevgili dostlar bugün güne AKBANK, GARANTİ BANKASI ve İŞ BANKASI’nın 2005 yılında özelleşerek çoğunluk hisseleri Hariri Ailesi’ne ait Oger Grup tarafından satın alınan TÜRK TELEKOM’un kendilerine olan borçları nedeni ile+++
2- Oger Grup’taki hisseleri talep eden başvuruyu SPK’yayaptığı başvuru ile başladık…
3-Bu durum TELEKOM gibi stratejik bir devlet kurumunun özelleşmesine en başından beri karşı çıkan bazı kesimlerce “İyi işte bir şekilde TELEKOM yeniden bize dönecek bankalar eli ile de olsa” diye görünse de aslında işin aslı hiç de öyle değil…
4-Hatırlarsanız sizlere seçim dönemi boyunca bir şeyi sıklıkla tekrarlamıştık: Seçimler sonrasında ciddi bir ekonomik kriz yaşanacak ve +++
5-+++ bu ekonomik kriz sonrasında Tükiye’de ilki 2001-2007 yılları arasında yaşanan “1.talan operasyonunun” 2. ayağı gerçekleşecek ve elde kalan son büyük Türk şirketler de küresel sermayenin eline geçecek demiştik
6-.Şimdi bu sözlerimizi bir kenara not edin zira yazımızın sonunda tüm parçalar yerine oturduğunda bu sözümüze geri döneceğiz.
7-Evet sevgili dostlar bugün yaşanan gelişme açık ve net olarak yaşanacak “2.TALAN OPERASYONUNUN” İLK İŞARET FİŞEĞİDİR…
8-Bankaların verdikleri kredileri kurtarma çabaları, mağdur oldukları yönünde basına birden bire bolca servis edilen ve bir büyük algı operasyonunun parçası olan haberler ise sadece asıl amacı gizlemek için uygulanan bir “perdelemedir”
9-Yazımızın başlığında belirttiğimiz gibi TELEKOM, bu ülkenin en stratejik 3-5 kurumundan birisidir ve bu stratejik özellikleri dolayısı ile bu ülkenin HAKİM TEPESİ konumundadır.
10-Peki ne olmuştur da bugün bu bankalar TELEKOM’u hem de batık haldeki TELEKOM’u almak için harekete geçmişler, batık olduğu son 1 senedir artık kendi kayıtlarında da “takibe” alınarak resmileşen bir kredi neden akıllara şimdi gelmiştir?
11-Bu ve pek çok soruya karmaşık ve girift ilişkiler ağı içerisinde yapacağımız yolculuk ile bu yazımızda cevap vereceğiz…
12-Evet dostlar, siz hazırsanız biz de hazırız. Çayını kahvesini kapan gelsin, işte başlıyoruz…
13-Öncelikle belirtelim ki TELEKOM ile ilgili bu sabah itibariyle yaşanan gelişmeler aslında bir “bayrak yarışı” ve bir “nüfuz alanının” kontrol devamı için yapılan stratejik bir hamledir.
14-Hariri Ailesi’nin bankalara borçları, devletin zararı, bankaların alacakları tabii ki olay içerisindeki gerçekliklerdir ancak bunlar asıl ve önemli gerçek değil sadece “tali konulardır”…
15-Madem bu bir bayrak yarışı, o zaman bayrak yarışı için startın verildiği döneme doğru filmi geriye doğru saracağız…
16-Takvim yaprakları 2005’i gösterdiğinde tüm Türkiye ekonomi çevreleri, o zamana kadar yapılmış gelmiş geçmiş en büyük özelleştirmeye odaklanmıştır, evet TELEKOM özelleştirilecektir…
17-İhaleye Oger-Telecom Italia Konsorsiyumu, Etisalat Konsorsiyumu (Çalık Holding başını çekmektedir), Koç-UnıCredit Konsorsiyumu, Turktell Konsorsiyumu (Başını GEN-PA’nın sahibi Zeynel Abidin Erdem çekmektedir) girdi…
18-Aslında ihalenin kazananı ise belliydi, zira ihale kim kazanırsa kazansın Türkiye’nin en stratejik kurumlarından birisinin KÜRESEL GÜÇ odaklarının eline geçmesi için yapılıyordu ve bu ihale 1.TALAN OPERASYONU’nun en önemli ihalelerinden birisiydi…
19-Demek istediğimizi daha net anlamak için ihaleye katılıp kazanamayan firmalara şöyle bir bakmak yeterli…
20-Etisalat Konsorsiyumu: KÜRESEL MERKEZ AKIL tarafından verilen desteğin en üst düzeyde yaşandığı dönem olan 2005-2007 yılları arasında AKP’ye en yakın holding olan ÇALIK HOLDİNG öncülüğünde…
21-KoçUnıCredit : Koç Ailesi’ni anlatmaya sanırız gerek yok… Sadece Rahmi Koç’un CFR’nin Dış Ülkeler Grubu’na seçilmiş ve nişanını Rockefeller’in elinden almış olduğunu söylememiz bile yeterli olacaktır.
22-Turktell: Başını GEN-PA’nın çektiği konsorsiyum.GEN-PA’nın sahibi Zeynel Abidin Erdem: TABA Am Cham- Türk Amerikan İş Adamları Derneği Onursal Başkanı , Türk-Amerikan İş Adamları Derneği Başkanı-DEIK - Türk-İspanya İş Konseyi Başkanı ,+++
23-+++DEİK Dış Ekonomik İlişkiler Konseyi Yönetim kurulu üyesi, DEIK - Türk – Fransız İş Konseyi Yürütme Kurulu üyesi)
24-İhaleyi kazanan Oger Group’a zaten detaylı değineceğiz ama gördüğünüz gibi ihaleyi kimin kazandığı değil, “OYUNU KİMİN KAZANDIĞI” önemli ve orada isimler değişse de adres tek bir yere çıkıyor…
25-Şimdi gelelim ihaleyi 6 milyar 550 milyon dolar bedelle kazanan Oger Group’a…
26-Şimdi efendim bu Oger Group’un sahibi ve kurucusu Refik Hariri… Fakir bir adamken gittiği Suudi Arabistan’da Dünya’nın en zengin 100 kişisi arasına giriyor… Dönüyor Lübnan’a 6 dönem Başbakanlık yapıyor… Servetinin haddi hesabı yok, on milyarlarca dolar…
27-Peki nasıl oluyor bu iş? Şimdi arkanıza yaslanın ve elinize kâğıt kalem almaya başlayın zira sık sık ihtiyacınız olacak… Tansiyon ilaçları da hazır olsun baş dönmesi az sonra başlar, benden söylemesi…
28-Refik Hariri şu ana kadar açıklanamayan bir şekilde Suud Hanedanı ile çok sıkı ilişkiler kuruyor ve Suudi Arabistan’dan milyar dolarlık ihaleler alarak bir dünya devine dönüşüyor ama bunu yaparken her zaman konuşulan konu şu: +++
29-+++Hariri özellikle İngilizler ile çok yakın VE Hariri’nin İngiliz istihbarat servisi MI6 ile çok yakın ilişkileri olduğu belirtiliyor…
30-Şimdi bu TELEKOM özelleştirmesinin hemen ardından medyaya ve iş çevresine Hariri tarafından bir ekip tanıtılıyor… Bu ekibin şirketin üst düzey yönetimini yürütecek “Danışman” kadrosu olduğu ifade ediliyor.
31-Kimler var bakalım bu kadroda: Dr.Paul Doary:İdare Müdürü Dr.Mabelle Sonnenschein: Strateji ve Planlama Şefi Joe Joh Heh Ali (Pakistan asıllı İngiliz):Proje Müdürü Fred Coelzer: Operasyon Şefi Poul Meldin: Müşteri Hizmetleri Müdürü Martin Chambers: Lojistik Destek Ofis Müdürü
32-Şimdi “Bu kadar küresel çapta bir şirket tabii yabancılarla da çalışacak, ne var bunda?” diyen okuyucularımız bizce acele etmesinler… Tabii buraya kadar bir tuhaflık yok…
33-Ama bir de bakıyoruz ki bu isimlerin hepsi İngiliz İstihbarat Servisi MI6’nın “yan kuruluşu” gibi faaliyet gösteren British Telecom’a bağlı British Teleconsult International’in “üst düzey” müdürleri. Kısaca Oger’in “üst düzey” danışmanları İngiliz istihbaratı MI6 kontrolünde.
34-Geliyoruz ihaleye Oger grubunun ihaledeki kurulan konsorsiyumdaki ortağına bir başka dev isme: Telecom İtalia
35-İtalya’nın değil Dünya’nın en büyük şirketlerinden birisi olan Telecom İtalia’da ihaleden kısa bir süre önce,2001 yılında hisseler “bir gece yarısı” ve bir “telefon” ile el değiştirir…
36-Telefonu açan dönemin İtalya Başbakanı Berlusconi ve “ricada” bulunan İtalya’yı yıllardır “perde arkasından” yöneten Agnelli Ailesi’dir…
37-Bu telefon sonrası Telecom İtalia’nın hisse çoğunluğu bir anda Pireli-Benetton ortaklığına geçecektir. Bu hisseler için Pireli-Benetton şirketleri ayrı bir şirket kurarlar ve bu şirkette hisse oranı %60 Pirelli-%40 Benetton olarak gerçekleşir…
38-Peki Pirelli proje bazında kiminle ortaktır? O hatırı “kırılamayan” “rica” telefonunu açan ve FIAT otomobillerinin sahibi olan Agnelli Ailesi ile… Agnelli ailesi kim ile ortaktır? TELEKOM ihalesine giren bir başka konsorsiyumun başını çeken KOÇ AİLESİ ile…
39-Zaten konsorsiyumda KOÇ ile bir başka İtalyan devi UniCredit vardır ve İtalya’daki her “dev” gibi onlar da Agnelli ile bağlantılıdır… Agnelli Ailesi ile Vatikan’ın girift ilişkileri ise P2 Mason Locası’nın tarihinden de geriye gitmektedir…
40- Bu arada Telecom İtalia'da "garantör" sıfatı ile kimin hissesi var? Bizzat İtalya Savunma Bakanlığı'nın... Yani İtalyan devleti Telecom İtalia'nın ortağı...
41-Yani ihaleyi Oger Grubu almış görünse de KÜRESEL MERKEZ AKIL ve VATİKAN ortaklığı ihaleyi kazanan taraftır… Kafanız mı karıştı? Karışmasın zira daha yeni başlıyoruz emin olun… Devam edelim efendim…
42-Evet daha önce bizi yakından takip eden dostlarımızın çok iyi bildiği, bizim de çok detaylı biçimde 5 bölümlük BİR EKONOMİK KRİZ "OPERASYONU": KOD ADI: AHTAPOT 2001 başlıklı flood serimizde anlattığımız, KÜRESEL MERKEZ AKIL tarafından adım adım planlanan siyasal ve ekonomik+++
43-+++Operasyonun siyasal ayağı AKP'nin iktidara taşınması ile ekonomik ayağı ise 2001-2007 arası Türkiye'nin KÜRESEL MERKEZ AKLA bağlı küresel şirketlerce adeta talan edildiği "1ÇTALAN OPERASYONU" le tamamlanmıştır...
45-Bu özelleştirme "operasyonu" gerçekleşirken Maliye Bakanı rahmetli Kemal Unakıtan, Oger Group ve Hariri Ailesi'nin temsilcisi ise Abdullah Tivnikli'dir... Bu isimleri bir köşeye yazınız sonra döneceğiz...
46-Evet şimdi gelelim bugüne yani bu sabah yaşanan gelişmeye... Neydi yaşanan o gelişme? AKBANK, GARANTİ BANKASI ve İŞ BANKASI Oger Group'un kendilerine olan kredi borçları nedeni ile OGER GROUP'a ait %55'LİK hissenin kendilerine borçlar karşılığında devri için SPK'ya başvurmuştu.
47- Peki bu krediler düzenli ödeniyordu da birden mi ödeme durmuştu? Oger birden bire mi 30 bankaya borç takmış, TELEKOM hisselerini teminat göstererek borçlanmaya başlanmıştı? Tabii ki hayır...
 48-OGER GROUP'un mali yapısı son 3 yıldır bozuk. Hatta bir süre önce global çapta çalışanlarının maaşlarını ödeyemeyecek hale geldi. Bu nedenle en prestijli markalarından olan Arap Bank'taki hisselerini satışa çıkardı...
49-Bunları da geçtik diyelim, 2017 itibariyle bugün TELEKOM'un tahsil edilemeyen kredi borçları nedeni ile kendilerine devrini isteyen GARANTİ, AKBANK VE İŞ BANKASI OGER GROUP'a verilen krediyi "Riskli" kredi derecelendirmesi ile takibe başlamışlar...
50-Perşembenin gelişi Çarşamba'dan belli... Kredilerin batık olduğu açık... 2017'de takibe başlamışsın niye bugüne kadar böyle bir talep gelmedi bu bankalardan da şimdi bu talep geldi?
51-Şimdi bu kredilerden dolayı OGER GROUP'tan alacaklı olan bu bankalar yakından göz atmamız gerekecek...
52-GARANTİ BANKASI: Artık sadece adı "Türk" olan bu bankada Şahenk ailesi son hissesini olan %9.95'lik kısmı da geçen yıl İspanyol finans devi BBVA'ya satarak bankadan çıktı. +++
53-+++Garanti Bankası artık İspanyol, en azından halka arz edilen kısım dışındaki çoğunluk hisseleri ve Yönetim Kurulu İspanyolların elinde....Şahenk ailesi sadece ve o da sembolik olarak 0,05 bir hisse bulunduruyor elinde...
54-Peki kimdir, necidir bu BBVA? Yazalım efendim... Bu banka bizzat İspanyol devleti tarafınca 1857 yılında kurulur, uzunca bir müddet alanında İspanya'da tekel olarak faaliyetlerini sürdürür.Sonra 2. banka olarak Banca de Vizcaya kurulsa da bu 2 banka 1988 yılında birleşir...
55-Bu birleşme ardından BBVA artık BBV adını almıştır. Ancak İspanyol devleti 1991 yılında Argentaria adıyla bir devlet bankası daha kurar fakat 2001 yılında bu banka da BBV'nin bünyesine katılır...
56-Yani işin özü BBVA, İspanyol Devleti'nin finans piyasalarını denetlemek için kurdurduğu ve tekel haline getirdiği bir bankacılık devidir. Adı özel olsa da aslen bizzat İspanyol devletinin bankasıdır...Çok "derin" finansal operasyonlara imza atar...
57-Gelelim AKBANK'a... Bundan bir süre önce AKBANK hisselerinin yaklaşık %20'sini ABD'li finans devi CİTY BANK'a satmıştı... Peki kimdir bu CITY BANK yahut CITY GROUP?
58-Bizi yakından takip eden dostlarımız daha önceki pek çok yazımızda CITY BANK'IN ABD "Derin Devleti" tarafından CIA'ya kurdurtulan ve ABD adına Dünya'daki finansal operasyonları yönetmekle görevli olduğunu,2001 krizinde oynadıkları rolü yazdığımızı hatırlayacaktır...
59-AKBANK bu "ortaklık" anlaşmasını yaparken CITY BANK Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı kimdi dersiniz? Eski CIA üst düzey yetkililerinden Nora Slatkin...
60-Ha bir de belirtelim AKBANK Yönetim Kurulu üyeleri içerisinde bizi yakından takip eden dostlarımızın oldukça aşina olduğu bir isim var: TESEV'in kuru üyesi ve SOROS'un genel direktörlük/koordinatörlük görevi verdiği Can Paker... Nasıl, iyi mi?
62-Bu arada CITY BANK, AKBANK'A hisseleri geri sattı ama AKBANK ile CITY BANK'ın "stratejik ortaklığının devam ettiği" açıklaması yapıldı... İlginç...
63-Gelelim İŞ BANKASI'na... Bu üç banka arasında 500 milyon dolar ile en az alacağı olan banka ama operasyon için en stratejik banka da İŞ BANKASI...
64-İŞ BANKASI kurulduğundan beri halka açık bir banka... Hisse dağılımı 3 ana kalemden oluşmakta: %39,95 İŞ BANKASI MUNZAM SANDIK VAKFI %28,09 ATATÜRK HİSSELERİ (CHP) %31 ,96 HALKA AÇIK
65-Ancak kritik bir husus var burada... Mayıs 1998'de İş Bankası'nda bulunan T.C Hazine'sine ait %12,3'lük hisse yerli (!) ve "yabancı" yatırımcıya arz edildi... Yani aslındab u hisseleri toplayan "özel yabancı şahıslar”. Anlayacağınız İŞ BANKASI'NDAKİ %12'NİN ÇOĞU DA YABANCIDA
66-Biraz daha bakalım isterseniz İŞ BANKASI'na şöyle yakında ve tabii özellikle 2 isme dikkat edelim: Yönetim Kurulu Başkanı Ersin Özince ve Genel Müdür Adnan Bali...
67-Bu 2 ismin başarılı ve parlak bankacılık kariyerlerinden başka çok önemli bir noktaları daha var... Sıkı durun
68-Hem Özince hem de Bali, Dünya'yı yöneten meşhur örgüt CFR var ya işte o örgütün "Türkiye Şubesi" şeklinde konumlandırılan, bizzat Rahmi Koç'un kurduğu ve çok çok az ismin dahil olabildiği Global İlişkiler Forumu üyesi... Ersin Özince bu forumun Yönetim Kurulu üyesi üstelik
69- Bir ortak noktaları da TEMA VAKFI üyesi olmaları... " Ne var bunda çevreci insanlar" dediğinizi duyar gibiyim... Erken davranırsınız benden söylemesi...
70- TEMA VAKFI'nın kurucular kurulu gerçek kişiler ve şirketlerden oluşmakta... Şöyle bir bakalım isterseniz: Semahat Arel: Vehbi Koç'un büyük kızı Suna Kıraç:Vehbi Koç'bn diğer kızı Vehbi Koç Rahmi Koç Osman Kavala: "Nam-ı Diğer "KIZIL SOROS Enver ÖREN: IŞIK TARİKATI LİDERİ
71-Asım KOCABIYIK:186 numaralı TESEV kurucusu ŞİRKETLER: ALTINYILDIZ: Cem Boyner: 56 numaralı TESEV KURUCUSU
72-TEKFEN: FEYYAZ BERKER: 46 numaralı TESEV kurucusu ECZACIBAŞI:BÜLENT ECZACIBAŞI:95 numaralı TESEV kurucusu
73- TEMA VAKFI konusunda ayrıca bir flood yapacağız ama bazı şeylerin daha net anlaşılması için şimdilik bu kadarı yeterlidir sanırız...
74- Peki İŞ BANKASI neden bu kadar stratejik öneme sahip?
75-Öncelikle bankada ATATÜRK HİSSELERİ var. Bu operasyona dahil edilerek hem küresel güçlerce "sembolik" bir mesaj verilecek hem de CHP üzerindeki nüfuz kurumsallaştırılacak bu en küçüğü nedenlerin tabii...
76-Asıl stratejik sebep şu: KÜRESEL MERKEZ AKIL'IN "2.TALAN OPERASYONU" fişeğini TELEKOM üzerinden yakacak bu 3 bankanın derdi borçları falan kurtarmak değil...
77-Dertleri özellikle tüm Türkiye'nin veri akışına sahip olmak ve daha da önemlisi askeri ve sivil istihbarattaki uydu sinyallerini ele geçirmek...
78- Bu yapıldığı anda uzun zamandır dile getirdiğimiz ERDOĞAN SONRASI DÖNEMDE YAŞANACAK OLAN ASLİ MÜCADELE DÖNEMİNDE KÜRESEL MERKEZ AKIL CİDDİ MESAFE KAT EDECEK...
79-Peki şimdiye kadar devlet bu kadar zarar ederken,krediler ödenmezken niye müdahale etmedi?,
80-Evet normal şartlarda borç uzatma talebi reddedilen OGER için geçen yıl Yönetim ve İcra kurullarına devletin isim atayarak duruma el koyması gerekiyordu...
81-Ama yapılmadı, neden mi? Hatırlarsanız floodun başında sizlere Kemal Unakıtan ve Abdullah Tivnikli ismini not edin demiştik. İşte o nota dönme zamanı şimdi...
82-2005'te TELEKOM özelleştirmesi yapılırken Tivnikli OGER GRUBU'nu ve Hariri Ailesi'ni temsil etmişti... Özelleştirme sırasında bakan kimdi?
83-Kemal Unakıtan... Bu ikili yeni tanışmıyordu... Tanışıklık Unakıtan'ın Erdoğan, Korkut Özal gibi isimlerle kurucusu olduğu İlim Yayma Cemiyetinden gelmekteydi...
84-Tivnikli de İlim Yayma Cemiyeti'nin önde gelen isimlerinden birisiydi. Ve özelleştirme sonrası Tivnikli TELEKOM Yönetim Kurulu Üyeliği'ne atandı...
85-Tivnikli'nin "yukarısı" ile de ilişkileri iyi olduğu için devlet Tivnikli'nin yerine onun olduğu Yönetim Kurulu'na adam atayamadı
86-KÜRESEL MERKEZ AKIL, normalde yaşatacağı büyük ekonomik krizden sonra her kurum gibi değeri düşecek olan ve batmış, ihale şartnamesine göre 21 yıl sonra da devlete dönecek* TELEKOM'daki "ele geçirmiş" pozisyonunu mutlaka devam ettirmek istiyor
87-O nedenle de DEVLET AKLI'nın her türlü zararı göze alıp 20 milyar dolar  "ödeterek" TELEKOM'u geri devlete kazandırma hamlesinden önce davranıp, kendi uzantısı bankalar aracılığı ile bu stratejik HAKİM TEPE'yi mutlaka ele geçirmek istiyor
88-İşte dostlar mücadele yahut tasa 4,5 milyar dolar kredi borcu mevzusunun çok çok ötesinde bir stratejik noktanın ele geçirilip geçirilememesi noktasındaki mücadeledir...
89-Ve dediğimiz gibi TELEKOM ne bedel ödenirse ödensin mutlaka geri kazanılması gereken çok stratejik bir HAKİM TEPEDİR...



*Türk Telekom’un Lisansı 2025’de sona eriyor. Yani Lisans süresinin bitmesine yalnızca 7 yıl var. “Devlete Geri Dönüyor” kısmı da tartışmalı… Neyin dönüp neyin dönmeyeceğini ayrıntılı bir yazıda değerlendireceğiz.

8 Nisan 2018 Pazar

İSTANBUL TELEFON ŞİRKETİ VE DEVLETLEŞTİRİLMESİ



Fazlı KÖKSAL
İngilizler tarafından işletilen İstanbul Telefon Şirketi 09/04/1936 tarihinde yani bundan 72 yıl önce Türkiye Cumhuriyeti tarafından devletleştirildi.  Bu yazıda İstanbul Telefon Şirketinin kuruluş ve devletleştirme hikayesini anlatmaya çalıştım.
1881 senesinde Posta ve Telgraf Nezareti, Soğukçeşme’deki Nezaret Dairesi’yle, Yeni Cami’deki ahşap postahane binası arasına, tek telli bir telefon hattı çekildi. Ülkemizin kullandığı ilk telefon hattı bu hattır. Aynı sene içinde Galata Millet Hanı’ndaki postahane ile Yeni Cami Postahanesi arasına ve yine Galata’da Osmanlı Bankası ile bankanın Yeni Cami’deki İstanbul Şubesi arasına bir telefon teli tesis edilmiştir. Yine aynı yıl Galata Liman Dairesi’nden Kilyos’taki Tahliye İdaresi’ne tek telli bir telefon tesis edilmiştir.
1886 yılının Ağustos ayında Padişah II. Abdülhamit’in buyruğu ile Liman Dairesi ile Kilyos Tahlisiyesi arasındaki telefonun dışındaki bütün telefonlar kaldırılmış ve hatlar toplattırılmıştır.
10 Temmuz 1908’deki Meşrutiyet’in ilânından itibaren telefon üzerindeki bu baskı kalkınca ülkemizde telefona karşı büyük bir talep oluştu. Bu aşırı talep nedeniyle maalesef kalitesiz malzeme de ülkeye girmiş ve bu kalitesiz malzeme için o yıllarda birkaç milyon lira fuzuli yere Avrupa’ya ödenmiştir.[1]
1909 senesinde telgraf bütçesinden bir miktar ödenek ayrılmak suretiyle Fransa’dan 50’lik bir santral ve 45 adet manyetolu masa telefonu getirtilmiştir. Bu santral, o tarihlerde inşaatı yeni tamamlanmış olan Meydancık’taki postahane binasına kurulmuştur. Bu santral, nâzırlar ve bazı üst makam yöneticiler olmak üzere 28 aboneye tahsis yapılarak 10 Mayıs 1909 tarihinde hizmete açılmıştır. Bu ülkemizde işletmeye açılan ilk telefon santralidir. Telefonun faydasının anlaşılması üzerine 50’lik santral kısa bir süre içerisinde yetersiz kalmış ve bunun üzerine Fransa’ya bir 100’lük, iki adet 25’lik, bir adet 15’lik bir adet de 10’luk olmak üzere beş adet santral daha sipariş verilmiş ve Beyoğlu, Pangaltı, Maliye ve Mebusan Telgrafhanelerine birer telefon santral merkezi tesis edilmiştir. Ancak tüm santral kapasitesi, devletin ihtiyaçlarını karşılamakta bile yetersiz kalıyordu.
Devletin ihtiyaçlarının yanı sıra, devlet erkânından, büyük işyerlerinden ve varlıklı kişilerden gelen telefon taleplerini karşılamak amacıyla Posta Telgraf Nezareti bir çalışma başlattı. Bu çalışmanın sonucunda, İstanbul’un tamamına hizmet verebilecek bir telefon şebekesi oluşturulmaya karar verildi. 1911 yılında Posta Telgraf Nezaretinin adı Posta, Telgraf ve Telefon Nezareti’ne dönüştürülerek, görev bu kurumun sorumluluğuna bırakıldı. [2]
Posta, Telgraf ve Telefon Nezareti de bu işi yürütemeyeceği düşüncesiyle, kendisine imtiyaz için başvuran kişilerden, Herbert Lows Webbe’ye 6 Nisan 1911 tarihinde 30 yıl süre ile İstanbul’un Telefon İşletme İmtiyazını devretti.[3] İmtiyaz gereğince, Western Electric Company ve liderliğindeki ABD, Fransa ve İngiliz sermayeli dört yabancı şirketin oluşturduğu konsorsiyum tarafından “Dersaadet Telefon Şirket-i Osmaniyesi” adıyla bir şirket kuruldu. Takvim-i Vekayi’nin 6 Nisan 1327 tarih ve 816 ve 817. sayılarında yayınlanan imtiyaz sözleşmesini ve şartnameyi Osmanlı Hükümeti adına Sadrazam İbrahim Hakkı Paşa ve Maliye Nâzırı Cavid Bey imzaladılar. Bu sözleşmede hükümete ait telefon şebekeleri imtiyazının dışında tutulmuştu ve hükümete ait şebekeler istenildiği kadar tevsi edilebilecekti. Şirket, üç esas merkez ile tali merkezler ve umumi şebekeye ait plânların tasdik tarihinden itibaren bir buçuk yıl içinde tesislerinin ikmal edeceğini -gayri safı gelirin % 15’ini her üç ayda bir hükümet hissesi olarak ödeyeceğini- imtiyazın ilk 10 senesinde yabancı personel çalıştırabileceğini, ancak bu süre zarfında belli sayıda Türk personel istihdam edeceği ve bunları masrafları şirket tarafından karşılanmak kaydıyla İngiltere ve Amerika’da eğiteceğini taahhüt etmiştir.[4] Dersaadet Telefon Şirket-i Osmaniyesi’nin başına Herbert Lows Webbe getirildi. İmtiyazdan sonra 28 Şubat 1913 tarihinde İstanbul, Beyoğlu ve Kadıköy telefon santralleri işletmeye açıldı. Kısa bir süre sonra İstanbul Santrali 9600, Beyoğlu Santrali 6400, Kadıköy Santralı 2000 hat kapasitesine ulaştı. Tüm santralar Western Electric Company ürünü idi.[5]
Dönemin Türk kadın derneklerinin de ısrarı ve çabasıyla yedi Türk kadın; şirketin karşı çıkmasına rağmen telefon memuresi olarak işe alınır.[6]
Birinci Dünya Savaşı çıkınca hükümet 14 Mart 1915 günü şirkete el koymuştur. Bunun üzerine 55 yabancı teknik personel İstanbul’u terk etmiş ve bunların görevi beş Türk mühendisine kalmıştır. Bu beş genç mühendis ve yetiştirdikleri 15-20 kadar genç teknisyen devraldıkları telefon işletmesini Nisan 1919 tarihine kadar birçok mahrumiyetler içinde olmasına rağmen yabancılardan çok daha iyi idare etmişlerdir. Bu genç Türk ekibi sadece mevcut şebekeyi işletmekle kalmamışlar, yeni şebeke yatırımları yapmışlar ayrıca bakım ve onarım konusunda da büyük başarı elde etmişlerdir. Türk mühendislerinin o tarihlerdeki başarısı ibret verici ve takdir edilen büyük bir olaydır. 1. Dünya Savaşında mağlup olmamız üzerine Telefon İşletmesi 1 Nisan 1919 tarihinde tekrar Dersaadet Telefon Anonim Şirketi’ne devredilmiştir.[7]
Cumhuriyet ilan edilmeden önce Ankara hükümeti, İstanbul’da yabancı kontrolünde bulunan ve daha çok altyapı hizmeti veren şirketlerin imtiyaz sözleşmelerini yenilemiştir.[8] İstanbul Telefon Şirketi de sözleşmesi yenilenen şirketlerin içinde yer almıştır. Sözleşme, 14 Haziran 1339 (1923) tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından onaylanmıştır. Sözleşmenin ikinci maddesine göre şirket, İstanbul hükümetinin kontrolünde bulunduğu döneme ilişkin olarak gerek el koyma işleminden, gerekse idare ve işletme işlem ve hesaplarından dolayı TBMM hükümetinden hiçbir talepte bulunamayacaktır. Bunun karşılığında ise 1 Nisan 1335 (1919) tarihine kadar ödemesi gereken vergileri ödemeyecektir.[9]
1911 yılında yapılan esas sözleşmeye göre şirketin gayri safi hasılasından hükümet hissesi olarak vermeyi taahhüt ettiği % 15 oranındaki aidat sözleşmeyle beraber % 10’a düşürülmüştür. Hükümete verilecek aidattaki % 5’lik indirime karşın, şirket asıl sözleşmeye göre vermesi gereken ücretsiz postalardan başka, hükümet daireleri, şubeleri ve kurumları için yüzde elli oranında ücretlendirilmiş, 450 direkt hat vermeyi ve bunları her zaman hükümet  emrinde bulundurmayı taahhüt etmiştir. Sözleşmede ilgi çekici bir yön de, Şirkette çalışan yabancılara yönelik tutumdur. Hükümet şirketin istihdam ettiği tüm Yunanlı memur ve çalışanların hemen işine son verilmesini ve sözleşmenin kabulünden sonra da hiçbir yabancının işe alınmamasını istemektedir.[10] Sözleşmenin 14. maddesine göre istihdam edilen yabancı memurlardan ikisinin iki sene ve on altısının da altı sene içinde hizmetlerine son verilmesini ve altı sene sonunda şirket hizmetinde müdür, baş mühendis, baş müfettiş ve beş daire başkanlarının dışında yabancı çalışan bulunmaması gerekmektedir. Hizmetlerine son verilen yabancı memurların yerlerine Türk memurların alınacaktır.[11]
Şirket Paşabahçe santralini 8 Ağustos 1923’te işletmeye açmıştır. Cumhuriyet’in ilanından sonra ise 26 Kasım 1923’te Kartal santralini, 6 Mart 1924’te Heybeliada santrallerini hizmete vermiştir.[12]
Ancak hizmete sokulan santraller şehrin artan nüfusunun ihtiyaçlarını karşılamadığı gibi kurulan tüm santraller manueldir. PTT tarafından Ankara Otomatik Santrali’nin 1926 yılında hizmete açılmasına karşılık, Şirketin İstanbul’da hâlâ manuel santralleri hizmete vermesi üzerine, Devlet Şirkete baskı yapmaya başlamış ve bu baskılar sonucunda, Şirket ve hükümet arasında imzalanan 15 Mayıs 1929 tarihli sözleşmede Şirket, 1932 yılı sonuna kadar Beyoğlu ve Kadıköy santrallerini otomatiğe dönüştüreceğini taahhüt etmiş, buna karşılık, Devlet gerekli olan telefon malzemesinin ithalini kolaylaştıracak kararlar almıştır.

İstanbul basınında, zaman zaman Telefon Şirketini eleştiren, hicveden yazılara rastlanmaktadır. Örneğin 21 Birincikanun (Aralık) 1928 tarihli İkdam gazetesinde Şirketin telefon memureleri çok hoş bir şekilde hicvedilmektedir:

Telefonla uyanış
İstanbul Paris’i geçmiş de haberimiz yok! Burada her isteyen telefonu eline aldı mı, santralden meccanen saatin kaç olduğunu sorabiliyor. Hâlbuki bu usul henüz Paris’te yokmuş.
Fakat şimdi karar vermişler. Onlar da bu usulü tatbik edecekler. Fakat onlar bizden fazla yeni bir usul daha koyuyorlar. Telefon memureleri bir aboneyi evvelden haber vermek şartıyla, gecenin her hangi bir zamanında uyandıracaklar. Bu usulün şüphesiz faydaları çok! Eğer bizde de tatbikine kalkarlarsa telefon hanımlarını kim uyandıracak?”
Devletin baskısı üzerine şirket, 1931 yılında Kadıköy, İstanbul ve Beyoğlu santralleri otomatiğe, diğer 10 santral ise yarı otomatiğe dönüştürülmüştür.[13]
İstanbul Telefon Şirketinin yeni yatırımlar yapmakta isteksiz davranması, mevcut hatların işletilmesinde yaşanan sorunlar, PTT’nin İstanbul Telefon Şirketi’ni rahatlıkla yönetebilecek bilgi birikimine kavuşması, tarifesinin Ankara ve İzmir tarifelerine nazaran çok yüksek olması ve yabancı sermeyenin stratejik alanlardan çıkarılması gerekliliği gibi unsurları gözeten devlet, 1933 yılından itibaren, şirketin özelleştirmesini değerlendirmeye başlar. Şirketteki yolsuzluk iddiaları da, devletleştirme yönündeki kararı güçlendirir. Bunun sonucunda, 12.7.1934 tarihinde “Hükümetin Telefon Şebekesini Satın Almak Kararında Bulunduğunun İstanbul Telefon Şirketi’ne Tebliği ve Şirket Muamelelerindeki Yolsuzlukların Yerinde Tetkik Ettirilmesine Dair Kararname” yayınlanır.
Kararname uyarınca, şirketi satın alma kararı İstanbul Telefon Şirketi’ne tebliğ edilir. Yapılan görüşmeler sonucunda, İstanbul Telefon Şirketi ile Bayındırlık Bakanlığı arasında 30 Ağustos 1935 tarihinde bir protokol imzalanmıştır. İmzalanan bu protokolle şirket, 1 Eylül 1935 tarihi itibariyle fiili olarak hükümete geçmiştir. 6 Eylül 1935 tarihinde çıkarılan bir kararnameyle, satın alma kanununun mecliste kabulüne kadar geçecek süre içinde telefon hizmetinin sağlıklı bir biçimde verilebilmesi için lüzumlu görülen memurların çalıştırılmasına devam edilmiştir. Yine bu protokolle elde edilecek gelirin PTT idaresi tarafından tahsil edilmesi ve yeni telefon kanunu yapılana dek mevcut tarifelerin geçerli olacağı karara bağlanmıştır. Yapılan bu protokol uyarınca şirket bütün haklarını, çıkarlarını Türkiye’de bulunan tüm menkul ve gayrimenkullerini 21 Temmuz 1935 tarihinden geçerli olmak üzere hükümete devretmiştir. Ancak şirketin, 21 Temmuz 1935 tarihinde gerek kasalarında ve gerek bankalarda mevcut paraları ile belirtilen tarihten önceki döneme ait faaliyetinden dolayı şirketin alacaklı durumda olduğu paralar, tamamen şirketin malı olarak kalmıştır.[14] Şirket, bu paralarını konuyla ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yurt dışına çıkarmakta serbesttir.[15]
İstanbul Telefon Şirketi ile 9 Nisan 1936 tarihinde nihai bir sözleşme imzalanır. Satın almaya ilişkin 3026 sayılı kanun 13 Haziran 1936 tarihinde TBMM tarafından kabul edilerek, satın alma süreci tamamlanır.

Şirket imtiyazı ile tüm hak, menfaatler ve malların satın alınması karşılığında hükümet şirkete 800 bin İngiliz Lirası ödeyecektir. Bu tutar yirmi sene müddetle altı ayda bir 20 bin İngiliz Sterlini karşılığında ödenecektir. Sözleşmeye göre taksitlerin ödenmesine 21 Ocak 1940 tarihinde başlanacaktır.
İstanbul Telefon Şirketi devletleştirildikten sonra, PTT Genel Müdürlüğü’ne bağlı bir müdürlük haline getirilmiş, genel müdürlüğün gelir ve giderleri gelir ve giderleriyle karıştırılmayarak bütçede ayrı bir kısımda gösterilmiştir. Şirketin satın alınmasının ardından telefon şebekesinin genişletilmesine yönelik çalışmalar başlatılmıştır. 1936 Nisan sonu itibariyle İstanbul’un telefon hat kapasitesi 10.700’dür.[16] Bu sayı 800 bin nüfuslu İstanbul için oldukça yetersizdir. Aynı yıllarda 400 bin nüfuslu Stockholm’de 120 bin telefon abonesi vardır [17]
Aynı aydaki şehirlerarası ve uluslararası telefon trafiği de aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.[18]

İstanbul’un Nisan 1936 Ayı Telefon Trafiği

Çıkan
Giren
Toplam
Şehirlerarası
12.823
16.386
29.209
Uluslararası
3.196
3.059
6.255






[1] Reşat Alşan, “Cumhuriyetin Kuruluşu ve İlk Onbeş Yılında PTT İşletmesi”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı 17, Cilt: VI (Mart 1990),
[2] Asaf Tanrıkut, Türkiye PTT Tarihi: Teşkilat ve Mevzuatı I, Efem Matbaası, Ankara 1984.
[3] İmtiyazın kime verildiği konusunda, kaynaklar farklı isimler zikretmektedir. Reşat Alşan, Altemur Kılıç ve Çağla Kubilay imtiyazın Herbert Lows Webbe’ye verildiğini belirtirken Yavuz Selim Karakışla ve Ayşe Gür, İstanbul Telefon Şirketi’ne verildiğini ifade etmektedirler. Reşat Alşan’ın PTT’de uzun yıllar İdari İşler Dairesi Başkanlığı görevini yürüttüğünü, PTT arşivlerini çok iyi incelediğini ve makalesinin telekomünikasyon tarihinin1839-1939 dönemine ilişkin en güvenilir kaynak olduğunu dikkate alarak onun değerlendirmesini esas aldık.
[4] Sözleşme şartları, Türk Telekom’un satış şartlarına göre daha akılcı gözükmektedir.
[5] Alşan, a.g.m.
[6] Bu konu Posta ve Telekomünikasyon Tarihinden Portreler kitabımda ayrıntılı olarak anlatılmıştır.
[7] Alşan, a.g.m.
[8] Taner Timur, Türk Devrimi ve Sonrası, İmge Yayınevi Ankara 1997, s. 84-85.
[9] Kubilay, a.g.e., s. 155.
[10] Türk Telekom satış sözleşmesinde bu yönde bir hüküme rastlanmamıştır.
[11] Kubilay, a.g.e., s. 155.
[12] Alşan, a.g.m.
[13] Alşan, a.g.m.
[14] Türk Telekom’un özelleştirilmesinde, alacaklar da satın alana aktarılmıştır.
[15] “İstanbul Telefon Tesisatının Satın Alma Sözleşmesi”, TBMM Kavanin Mecmuası, Cilt:16, Devre: 5, İçtima Senesi: 1, s. 952-954.
[16] Alşan, a.g.m. (
[17] Kubilay, a.g.e., s. 200.
[18] Tanrıkut, Türkiye PTT Tarihi: Teşkilat Ve Mevzuatı II, Efem Matbaası, Ankara 1968.