13 Temmuz 2018 Cuma

HAKİM TEPE TELEKOM

Gazeteci Celal Eren ÇELİK twitter hesabından uzun Süredir  Türk Telekom ile ilgili ilginç analizler yayınlıyor.

Bu analizlerden bir bölümü, bizim de defalarca dile getirdiğimiz kesin doğru bilgilere dayanmakla birlikte, kuşkuyla karşılanması gereken analizler de var.

Komplocu bir bakış açısı ile kaleme alınan bazı değerlendirmeler, doğru değerlendirmelere de kuşkuyla yaklaşılmasına neden oluyor, bu bedenle söz konusu değerlendirmeleri Telekomcular Derneği için hazırladığım “Türk Telekom Özelleştirmesi Bir Talanın Hikâyesi” (Ulaşmak için TIKLAYINIZ) başlıklı raporla birlikte okumanızın faydalı olacağını düşünüyorum.

Dört Bölüm halinde devam edecek değerlendirmelerin ilk bölümü:


HAKİM TEPE: TELEKOM (1)
1-Evet sevgili dostlar bugün güne AKBANK, GARANTİ BANKASI ve İŞ BANKASI’nın 2005 yılında özelleşerek çoğunluk hisseleri Hariri Ailesi’ne ait Oger Grup tarafından satın alınan TÜRK TELEKOM’un kendilerine olan borçları nedeni ile+++
2- Oger Grup’taki hisseleri talep eden başvuruyu SPK’yayaptığı başvuru ile başladık…
3-Bu durum TELEKOM gibi stratejik bir devlet kurumunun özelleşmesine en başından beri karşı çıkan bazı kesimlerce “İyi işte bir şekilde TELEKOM yeniden bize dönecek bankalar eli ile de olsa” diye görünse de aslında işin aslı hiç de öyle değil…
4-Hatırlarsanız sizlere seçim dönemi boyunca bir şeyi sıklıkla tekrarlamıştık: Seçimler sonrasında ciddi bir ekonomik kriz yaşanacak ve +++
5-+++ bu ekonomik kriz sonrasında Tükiye’de ilki 2001-2007 yılları arasında yaşanan “1.talan operasyonunun” 2. ayağı gerçekleşecek ve elde kalan son büyük Türk şirketler de küresel sermayenin eline geçecek demiştik
6-.Şimdi bu sözlerimizi bir kenara not edin zira yazımızın sonunda tüm parçalar yerine oturduğunda bu sözümüze geri döneceğiz.
7-Evet sevgili dostlar bugün yaşanan gelişme açık ve net olarak yaşanacak “2.TALAN OPERASYONUNUN” İLK İŞARET FİŞEĞİDİR…
8-Bankaların verdikleri kredileri kurtarma çabaları, mağdur oldukları yönünde basına birden bire bolca servis edilen ve bir büyük algı operasyonunun parçası olan haberler ise sadece asıl amacı gizlemek için uygulanan bir “perdelemedir”
9-Yazımızın başlığında belirttiğimiz gibi TELEKOM, bu ülkenin en stratejik 3-5 kurumundan birisidir ve bu stratejik özellikleri dolayısı ile bu ülkenin HAKİM TEPESİ konumundadır.
10-Peki ne olmuştur da bugün bu bankalar TELEKOM’u hem de batık haldeki TELEKOM’u almak için harekete geçmişler, batık olduğu son 1 senedir artık kendi kayıtlarında da “takibe” alınarak resmileşen bir kredi neden akıllara şimdi gelmiştir?
11-Bu ve pek çok soruya karmaşık ve girift ilişkiler ağı içerisinde yapacağımız yolculuk ile bu yazımızda cevap vereceğiz…
12-Evet dostlar, siz hazırsanız biz de hazırız. Çayını kahvesini kapan gelsin, işte başlıyoruz…
13-Öncelikle belirtelim ki TELEKOM ile ilgili bu sabah itibariyle yaşanan gelişmeler aslında bir “bayrak yarışı” ve bir “nüfuz alanının” kontrol devamı için yapılan stratejik bir hamledir.
14-Hariri Ailesi’nin bankalara borçları, devletin zararı, bankaların alacakları tabii ki olay içerisindeki gerçekliklerdir ancak bunlar asıl ve önemli gerçek değil sadece “tali konulardır”…
15-Madem bu bir bayrak yarışı, o zaman bayrak yarışı için startın verildiği döneme doğru filmi geriye doğru saracağız…
16-Takvim yaprakları 2005’i gösterdiğinde tüm Türkiye ekonomi çevreleri, o zamana kadar yapılmış gelmiş geçmiş en büyük özelleştirmeye odaklanmıştır, evet TELEKOM özelleştirilecektir…
17-İhaleye Oger-Telecom Italia Konsorsiyumu, Etisalat Konsorsiyumu (Çalık Holding başını çekmektedir), Koç-UnıCredit Konsorsiyumu, Turktell Konsorsiyumu (Başını GEN-PA’nın sahibi Zeynel Abidin Erdem çekmektedir) girdi…
18-Aslında ihalenin kazananı ise belliydi, zira ihale kim kazanırsa kazansın Türkiye’nin en stratejik kurumlarından birisinin KÜRESEL GÜÇ odaklarının eline geçmesi için yapılıyordu ve bu ihale 1.TALAN OPERASYONU’nun en önemli ihalelerinden birisiydi…
19-Demek istediğimizi daha net anlamak için ihaleye katılıp kazanamayan firmalara şöyle bir bakmak yeterli…
20-Etisalat Konsorsiyumu: KÜRESEL MERKEZ AKIL tarafından verilen desteğin en üst düzeyde yaşandığı dönem olan 2005-2007 yılları arasında AKP’ye en yakın holding olan ÇALIK HOLDİNG öncülüğünde…
21-KoçUnıCredit : Koç Ailesi’ni anlatmaya sanırız gerek yok… Sadece Rahmi Koç’un CFR’nin Dış Ülkeler Grubu’na seçilmiş ve nişanını Rockefeller’in elinden almış olduğunu söylememiz bile yeterli olacaktır.
22-Turktell: Başını GEN-PA’nın çektiği konsorsiyum.GEN-PA’nın sahibi Zeynel Abidin Erdem: TABA Am Cham- Türk Amerikan İş Adamları Derneği Onursal Başkanı , Türk-Amerikan İş Adamları Derneği Başkanı-DEIK - Türk-İspanya İş Konseyi Başkanı ,+++
23-+++DEİK Dış Ekonomik İlişkiler Konseyi Yönetim kurulu üyesi, DEIK - Türk – Fransız İş Konseyi Yürütme Kurulu üyesi)
24-İhaleyi kazanan Oger Group’a zaten detaylı değineceğiz ama gördüğünüz gibi ihaleyi kimin kazandığı değil, “OYUNU KİMİN KAZANDIĞI” önemli ve orada isimler değişse de adres tek bir yere çıkıyor…
25-Şimdi gelelim ihaleyi 6 milyar 550 milyon dolar bedelle kazanan Oger Group’a…
26-Şimdi efendim bu Oger Group’un sahibi ve kurucusu Refik Hariri… Fakir bir adamken gittiği Suudi Arabistan’da Dünya’nın en zengin 100 kişisi arasına giriyor… Dönüyor Lübnan’a 6 dönem Başbakanlık yapıyor… Servetinin haddi hesabı yok, on milyarlarca dolar…
27-Peki nasıl oluyor bu iş? Şimdi arkanıza yaslanın ve elinize kâğıt kalem almaya başlayın zira sık sık ihtiyacınız olacak… Tansiyon ilaçları da hazır olsun baş dönmesi az sonra başlar, benden söylemesi…
28-Refik Hariri şu ana kadar açıklanamayan bir şekilde Suud Hanedanı ile çok sıkı ilişkiler kuruyor ve Suudi Arabistan’dan milyar dolarlık ihaleler alarak bir dünya devine dönüşüyor ama bunu yaparken her zaman konuşulan konu şu: +++
29-+++Hariri özellikle İngilizler ile çok yakın VE Hariri’nin İngiliz istihbarat servisi MI6 ile çok yakın ilişkileri olduğu belirtiliyor…
30-Şimdi bu TELEKOM özelleştirmesinin hemen ardından medyaya ve iş çevresine Hariri tarafından bir ekip tanıtılıyor… Bu ekibin şirketin üst düzey yönetimini yürütecek “Danışman” kadrosu olduğu ifade ediliyor.
31-Kimler var bakalım bu kadroda: Dr.Paul Doary:İdare Müdürü Dr.Mabelle Sonnenschein: Strateji ve Planlama Şefi Joe Joh Heh Ali (Pakistan asıllı İngiliz):Proje Müdürü Fred Coelzer: Operasyon Şefi Poul Meldin: Müşteri Hizmetleri Müdürü Martin Chambers: Lojistik Destek Ofis Müdürü
32-Şimdi “Bu kadar küresel çapta bir şirket tabii yabancılarla da çalışacak, ne var bunda?” diyen okuyucularımız bizce acele etmesinler… Tabii buraya kadar bir tuhaflık yok…
33-Ama bir de bakıyoruz ki bu isimlerin hepsi İngiliz İstihbarat Servisi MI6’nın “yan kuruluşu” gibi faaliyet gösteren British Telecom’a bağlı British Teleconsult International’in “üst düzey” müdürleri. Kısaca Oger’in “üst düzey” danışmanları İngiliz istihbaratı MI6 kontrolünde.
34-Geliyoruz ihaleye Oger grubunun ihaledeki kurulan konsorsiyumdaki ortağına bir başka dev isme: Telecom İtalia
35-İtalya’nın değil Dünya’nın en büyük şirketlerinden birisi olan Telecom İtalia’da ihaleden kısa bir süre önce,2001 yılında hisseler “bir gece yarısı” ve bir “telefon” ile el değiştirir…
36-Telefonu açan dönemin İtalya Başbakanı Berlusconi ve “ricada” bulunan İtalya’yı yıllardır “perde arkasından” yöneten Agnelli Ailesi’dir…
37-Bu telefon sonrası Telecom İtalia’nın hisse çoğunluğu bir anda Pireli-Benetton ortaklığına geçecektir. Bu hisseler için Pireli-Benetton şirketleri ayrı bir şirket kurarlar ve bu şirkette hisse oranı %60 Pirelli-%40 Benetton olarak gerçekleşir…
38-Peki Pirelli proje bazında kiminle ortaktır? O hatırı “kırılamayan” “rica” telefonunu açan ve FIAT otomobillerinin sahibi olan Agnelli Ailesi ile… Agnelli ailesi kim ile ortaktır? TELEKOM ihalesine giren bir başka konsorsiyumun başını çeken KOÇ AİLESİ ile…
39-Zaten konsorsiyumda KOÇ ile bir başka İtalyan devi UniCredit vardır ve İtalya’daki her “dev” gibi onlar da Agnelli ile bağlantılıdır… Agnelli Ailesi ile Vatikan’ın girift ilişkileri ise P2 Mason Locası’nın tarihinden de geriye gitmektedir…
40- Bu arada Telecom İtalia'da "garantör" sıfatı ile kimin hissesi var? Bizzat İtalya Savunma Bakanlığı'nın... Yani İtalyan devleti Telecom İtalia'nın ortağı...
41-Yani ihaleyi Oger Grubu almış görünse de KÜRESEL MERKEZ AKIL ve VATİKAN ortaklığı ihaleyi kazanan taraftır… Kafanız mı karıştı? Karışmasın zira daha yeni başlıyoruz emin olun… Devam edelim efendim…
42-Evet daha önce bizi yakından takip eden dostlarımızın çok iyi bildiği, bizim de çok detaylı biçimde 5 bölümlük BİR EKONOMİK KRİZ "OPERASYONU": KOD ADI: AHTAPOT 2001 başlıklı flood serimizde anlattığımız, KÜRESEL MERKEZ AKIL tarafından adım adım planlanan siyasal ve ekonomik+++
43-+++Operasyonun siyasal ayağı AKP'nin iktidara taşınması ile ekonomik ayağı ise 2001-2007 arası Türkiye'nin KÜRESEL MERKEZ AKLA bağlı küresel şirketlerce adeta talan edildiği "1ÇTALAN OPERASYONU" le tamamlanmıştır...
45-Bu özelleştirme "operasyonu" gerçekleşirken Maliye Bakanı rahmetli Kemal Unakıtan, Oger Group ve Hariri Ailesi'nin temsilcisi ise Abdullah Tivnikli'dir... Bu isimleri bir köşeye yazınız sonra döneceğiz...
46-Evet şimdi gelelim bugüne yani bu sabah yaşanan gelişmeye... Neydi yaşanan o gelişme? AKBANK, GARANTİ BANKASI ve İŞ BANKASI Oger Group'un kendilerine olan kredi borçları nedeni ile OGER GROUP'a ait %55'LİK hissenin kendilerine borçlar karşılığında devri için SPK'ya başvurmuştu.
47- Peki bu krediler düzenli ödeniyordu da birden mi ödeme durmuştu? Oger birden bire mi 30 bankaya borç takmış, TELEKOM hisselerini teminat göstererek borçlanmaya başlanmıştı? Tabii ki hayır...
 48-OGER GROUP'un mali yapısı son 3 yıldır bozuk. Hatta bir süre önce global çapta çalışanlarının maaşlarını ödeyemeyecek hale geldi. Bu nedenle en prestijli markalarından olan Arap Bank'taki hisselerini satışa çıkardı...
49-Bunları da geçtik diyelim, 2017 itibariyle bugün TELEKOM'un tahsil edilemeyen kredi borçları nedeni ile kendilerine devrini isteyen GARANTİ, AKBANK VE İŞ BANKASI OGER GROUP'a verilen krediyi "Riskli" kredi derecelendirmesi ile takibe başlamışlar...
50-Perşembenin gelişi Çarşamba'dan belli... Kredilerin batık olduğu açık... 2017'de takibe başlamışsın niye bugüne kadar böyle bir talep gelmedi bu bankalardan da şimdi bu talep geldi?
51-Şimdi bu kredilerden dolayı OGER GROUP'tan alacaklı olan bu bankalar yakından göz atmamız gerekecek...
52-GARANTİ BANKASI: Artık sadece adı "Türk" olan bu bankada Şahenk ailesi son hissesini olan %9.95'lik kısmı da geçen yıl İspanyol finans devi BBVA'ya satarak bankadan çıktı. +++
53-+++Garanti Bankası artık İspanyol, en azından halka arz edilen kısım dışındaki çoğunluk hisseleri ve Yönetim Kurulu İspanyolların elinde....Şahenk ailesi sadece ve o da sembolik olarak 0,05 bir hisse bulunduruyor elinde...
54-Peki kimdir, necidir bu BBVA? Yazalım efendim... Bu banka bizzat İspanyol devleti tarafınca 1857 yılında kurulur, uzunca bir müddet alanında İspanya'da tekel olarak faaliyetlerini sürdürür.Sonra 2. banka olarak Banca de Vizcaya kurulsa da bu 2 banka 1988 yılında birleşir...
55-Bu birleşme ardından BBVA artık BBV adını almıştır. Ancak İspanyol devleti 1991 yılında Argentaria adıyla bir devlet bankası daha kurar fakat 2001 yılında bu banka da BBV'nin bünyesine katılır...
56-Yani işin özü BBVA, İspanyol Devleti'nin finans piyasalarını denetlemek için kurdurduğu ve tekel haline getirdiği bir bankacılık devidir. Adı özel olsa da aslen bizzat İspanyol devletinin bankasıdır...Çok "derin" finansal operasyonlara imza atar...
57-Gelelim AKBANK'a... Bundan bir süre önce AKBANK hisselerinin yaklaşık %20'sini ABD'li finans devi CİTY BANK'a satmıştı... Peki kimdir bu CITY BANK yahut CITY GROUP?
58-Bizi yakından takip eden dostlarımız daha önceki pek çok yazımızda CITY BANK'IN ABD "Derin Devleti" tarafından CIA'ya kurdurtulan ve ABD adına Dünya'daki finansal operasyonları yönetmekle görevli olduğunu,2001 krizinde oynadıkları rolü yazdığımızı hatırlayacaktır...
59-AKBANK bu "ortaklık" anlaşmasını yaparken CITY BANK Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı kimdi dersiniz? Eski CIA üst düzey yetkililerinden Nora Slatkin...
60-Ha bir de belirtelim AKBANK Yönetim Kurulu üyeleri içerisinde bizi yakından takip eden dostlarımızın oldukça aşina olduğu bir isim var: TESEV'in kuru üyesi ve SOROS'un genel direktörlük/koordinatörlük görevi verdiği Can Paker... Nasıl, iyi mi?
62-Bu arada CITY BANK, AKBANK'A hisseleri geri sattı ama AKBANK ile CITY BANK'ın "stratejik ortaklığının devam ettiği" açıklaması yapıldı... İlginç...
63-Gelelim İŞ BANKASI'na... Bu üç banka arasında 500 milyon dolar ile en az alacağı olan banka ama operasyon için en stratejik banka da İŞ BANKASI...
64-İŞ BANKASI kurulduğundan beri halka açık bir banka... Hisse dağılımı 3 ana kalemden oluşmakta: %39,95 İŞ BANKASI MUNZAM SANDIK VAKFI %28,09 ATATÜRK HİSSELERİ (CHP) %31 ,96 HALKA AÇIK
65-Ancak kritik bir husus var burada... Mayıs 1998'de İş Bankası'nda bulunan T.C Hazine'sine ait %12,3'lük hisse yerli (!) ve "yabancı" yatırımcıya arz edildi... Yani aslındab u hisseleri toplayan "özel yabancı şahıslar”. Anlayacağınız İŞ BANKASI'NDAKİ %12'NİN ÇOĞU DA YABANCIDA
66-Biraz daha bakalım isterseniz İŞ BANKASI'na şöyle yakında ve tabii özellikle 2 isme dikkat edelim: Yönetim Kurulu Başkanı Ersin Özince ve Genel Müdür Adnan Bali...
67-Bu 2 ismin başarılı ve parlak bankacılık kariyerlerinden başka çok önemli bir noktaları daha var... Sıkı durun
68-Hem Özince hem de Bali, Dünya'yı yöneten meşhur örgüt CFR var ya işte o örgütün "Türkiye Şubesi" şeklinde konumlandırılan, bizzat Rahmi Koç'un kurduğu ve çok çok az ismin dahil olabildiği Global İlişkiler Forumu üyesi... Ersin Özince bu forumun Yönetim Kurulu üyesi üstelik
69- Bir ortak noktaları da TEMA VAKFI üyesi olmaları... " Ne var bunda çevreci insanlar" dediğinizi duyar gibiyim... Erken davranırsınız benden söylemesi...
70- TEMA VAKFI'nın kurucular kurulu gerçek kişiler ve şirketlerden oluşmakta... Şöyle bir bakalım isterseniz: Semahat Arel: Vehbi Koç'un büyük kızı Suna Kıraç:Vehbi Koç'bn diğer kızı Vehbi Koç Rahmi Koç Osman Kavala: "Nam-ı Diğer "KIZIL SOROS Enver ÖREN: IŞIK TARİKATI LİDERİ
71-Asım KOCABIYIK:186 numaralı TESEV kurucusu ŞİRKETLER: ALTINYILDIZ: Cem Boyner: 56 numaralı TESEV KURUCUSU
72-TEKFEN: FEYYAZ BERKER: 46 numaralı TESEV kurucusu ECZACIBAŞI:BÜLENT ECZACIBAŞI:95 numaralı TESEV kurucusu
73- TEMA VAKFI konusunda ayrıca bir flood yapacağız ama bazı şeylerin daha net anlaşılması için şimdilik bu kadarı yeterlidir sanırız...
74- Peki İŞ BANKASI neden bu kadar stratejik öneme sahip?
75-Öncelikle bankada ATATÜRK HİSSELERİ var. Bu operasyona dahil edilerek hem küresel güçlerce "sembolik" bir mesaj verilecek hem de CHP üzerindeki nüfuz kurumsallaştırılacak bu en küçüğü nedenlerin tabii...
76-Asıl stratejik sebep şu: KÜRESEL MERKEZ AKIL'IN "2.TALAN OPERASYONU" fişeğini TELEKOM üzerinden yakacak bu 3 bankanın derdi borçları falan kurtarmak değil...
77-Dertleri özellikle tüm Türkiye'nin veri akışına sahip olmak ve daha da önemlisi askeri ve sivil istihbarattaki uydu sinyallerini ele geçirmek...
78- Bu yapıldığı anda uzun zamandır dile getirdiğimiz ERDOĞAN SONRASI DÖNEMDE YAŞANACAK OLAN ASLİ MÜCADELE DÖNEMİNDE KÜRESEL MERKEZ AKIL CİDDİ MESAFE KAT EDECEK...
79-Peki şimdiye kadar devlet bu kadar zarar ederken,krediler ödenmezken niye müdahale etmedi?,
80-Evet normal şartlarda borç uzatma talebi reddedilen OGER için geçen yıl Yönetim ve İcra kurullarına devletin isim atayarak duruma el koyması gerekiyordu...
81-Ama yapılmadı, neden mi? Hatırlarsanız floodun başında sizlere Kemal Unakıtan ve Abdullah Tivnikli ismini not edin demiştik. İşte o nota dönme zamanı şimdi...
82-2005'te TELEKOM özelleştirmesi yapılırken Tivnikli OGER GRUBU'nu ve Hariri Ailesi'ni temsil etmişti... Özelleştirme sırasında bakan kimdi?
83-Kemal Unakıtan... Bu ikili yeni tanışmıyordu... Tanışıklık Unakıtan'ın Erdoğan, Korkut Özal gibi isimlerle kurucusu olduğu İlim Yayma Cemiyetinden gelmekteydi...
84-Tivnikli de İlim Yayma Cemiyeti'nin önde gelen isimlerinden birisiydi. Ve özelleştirme sonrası Tivnikli TELEKOM Yönetim Kurulu Üyeliği'ne atandı...
85-Tivnikli'nin "yukarısı" ile de ilişkileri iyi olduğu için devlet Tivnikli'nin yerine onun olduğu Yönetim Kurulu'na adam atayamadı
86-KÜRESEL MERKEZ AKIL, normalde yaşatacağı büyük ekonomik krizden sonra her kurum gibi değeri düşecek olan ve batmış, ihale şartnamesine göre 21 yıl sonra da devlete dönecek* TELEKOM'daki "ele geçirmiş" pozisyonunu mutlaka devam ettirmek istiyor
87-O nedenle de DEVLET AKLI'nın her türlü zararı göze alıp 20 milyar dolar  "ödeterek" TELEKOM'u geri devlete kazandırma hamlesinden önce davranıp, kendi uzantısı bankalar aracılığı ile bu stratejik HAKİM TEPE'yi mutlaka ele geçirmek istiyor
88-İşte dostlar mücadele yahut tasa 4,5 milyar dolar kredi borcu mevzusunun çok çok ötesinde bir stratejik noktanın ele geçirilip geçirilememesi noktasındaki mücadeledir...
89-Ve dediğimiz gibi TELEKOM ne bedel ödenirse ödensin mutlaka geri kazanılması gereken çok stratejik bir HAKİM TEPEDİR...



*Türk Telekom’un Lisansı 2025’de sona eriyor. Yani Lisans süresinin bitmesine yalnızca 7 yıl var. “Devlete Geri Dönüyor” kısmı da tartışmalı… Neyin dönüp neyin dönmeyeceğini ayrıntılı bir yazıda değerlendireceğiz.

8 Nisan 2018 Pazar

İSTANBUL TELEFON ŞİRKETİ VE DEVLETLEŞTİRİLMESİ



Fazlı KÖKSAL
İngilizler tarafından işletilen İstanbul Telefon Şirketi 09/04/1936 tarihinde yani bundan 72 yıl önce Türkiye Cumhuriyeti tarafından devletleştirildi.  Bu yazıda İstanbul Telefon Şirketinin kuruluş ve devletleştirme hikayesini anlatmaya çalıştım.
1881 senesinde Posta ve Telgraf Nezareti, Soğukçeşme’deki Nezaret Dairesi’yle, Yeni Cami’deki ahşap postahane binası arasına, tek telli bir telefon hattı çekildi. Ülkemizin kullandığı ilk telefon hattı bu hattır. Aynı sene içinde Galata Millet Hanı’ndaki postahane ile Yeni Cami Postahanesi arasına ve yine Galata’da Osmanlı Bankası ile bankanın Yeni Cami’deki İstanbul Şubesi arasına bir telefon teli tesis edilmiştir. Yine aynı yıl Galata Liman Dairesi’nden Kilyos’taki Tahliye İdaresi’ne tek telli bir telefon tesis edilmiştir.
1886 yılının Ağustos ayında Padişah II. Abdülhamit’in buyruğu ile Liman Dairesi ile Kilyos Tahlisiyesi arasındaki telefonun dışındaki bütün telefonlar kaldırılmış ve hatlar toplattırılmıştır.
10 Temmuz 1908’deki Meşrutiyet’in ilânından itibaren telefon üzerindeki bu baskı kalkınca ülkemizde telefona karşı büyük bir talep oluştu. Bu aşırı talep nedeniyle maalesef kalitesiz malzeme de ülkeye girmiş ve bu kalitesiz malzeme için o yıllarda birkaç milyon lira fuzuli yere Avrupa’ya ödenmiştir.[1]
1909 senesinde telgraf bütçesinden bir miktar ödenek ayrılmak suretiyle Fransa’dan 50’lik bir santral ve 45 adet manyetolu masa telefonu getirtilmiştir. Bu santral, o tarihlerde inşaatı yeni tamamlanmış olan Meydancık’taki postahane binasına kurulmuştur. Bu santral, nâzırlar ve bazı üst makam yöneticiler olmak üzere 28 aboneye tahsis yapılarak 10 Mayıs 1909 tarihinde hizmete açılmıştır. Bu ülkemizde işletmeye açılan ilk telefon santralidir. Telefonun faydasının anlaşılması üzerine 50’lik santral kısa bir süre içerisinde yetersiz kalmış ve bunun üzerine Fransa’ya bir 100’lük, iki adet 25’lik, bir adet 15’lik bir adet de 10’luk olmak üzere beş adet santral daha sipariş verilmiş ve Beyoğlu, Pangaltı, Maliye ve Mebusan Telgrafhanelerine birer telefon santral merkezi tesis edilmiştir. Ancak tüm santral kapasitesi, devletin ihtiyaçlarını karşılamakta bile yetersiz kalıyordu.
Devletin ihtiyaçlarının yanı sıra, devlet erkânından, büyük işyerlerinden ve varlıklı kişilerden gelen telefon taleplerini karşılamak amacıyla Posta Telgraf Nezareti bir çalışma başlattı. Bu çalışmanın sonucunda, İstanbul’un tamamına hizmet verebilecek bir telefon şebekesi oluşturulmaya karar verildi. 1911 yılında Posta Telgraf Nezaretinin adı Posta, Telgraf ve Telefon Nezareti’ne dönüştürülerek, görev bu kurumun sorumluluğuna bırakıldı. [2]
Posta, Telgraf ve Telefon Nezareti de bu işi yürütemeyeceği düşüncesiyle, kendisine imtiyaz için başvuran kişilerden, Herbert Lows Webbe’ye 6 Nisan 1911 tarihinde 30 yıl süre ile İstanbul’un Telefon İşletme İmtiyazını devretti.[3] İmtiyaz gereğince, Western Electric Company ve liderliğindeki ABD, Fransa ve İngiliz sermayeli dört yabancı şirketin oluşturduğu konsorsiyum tarafından “Dersaadet Telefon Şirket-i Osmaniyesi” adıyla bir şirket kuruldu. Takvim-i Vekayi’nin 6 Nisan 1327 tarih ve 816 ve 817. sayılarında yayınlanan imtiyaz sözleşmesini ve şartnameyi Osmanlı Hükümeti adına Sadrazam İbrahim Hakkı Paşa ve Maliye Nâzırı Cavid Bey imzaladılar. Bu sözleşmede hükümete ait telefon şebekeleri imtiyazının dışında tutulmuştu ve hükümete ait şebekeler istenildiği kadar tevsi edilebilecekti. Şirket, üç esas merkez ile tali merkezler ve umumi şebekeye ait plânların tasdik tarihinden itibaren bir buçuk yıl içinde tesislerinin ikmal edeceğini -gayri safı gelirin % 15’ini her üç ayda bir hükümet hissesi olarak ödeyeceğini- imtiyazın ilk 10 senesinde yabancı personel çalıştırabileceğini, ancak bu süre zarfında belli sayıda Türk personel istihdam edeceği ve bunları masrafları şirket tarafından karşılanmak kaydıyla İngiltere ve Amerika’da eğiteceğini taahhüt etmiştir.[4] Dersaadet Telefon Şirket-i Osmaniyesi’nin başına Herbert Lows Webbe getirildi. İmtiyazdan sonra 28 Şubat 1913 tarihinde İstanbul, Beyoğlu ve Kadıköy telefon santralleri işletmeye açıldı. Kısa bir süre sonra İstanbul Santrali 9600, Beyoğlu Santrali 6400, Kadıköy Santralı 2000 hat kapasitesine ulaştı. Tüm santralar Western Electric Company ürünü idi.[5]
Dönemin Türk kadın derneklerinin de ısrarı ve çabasıyla yedi Türk kadın; şirketin karşı çıkmasına rağmen telefon memuresi olarak işe alınır.[6]
Birinci Dünya Savaşı çıkınca hükümet 14 Mart 1915 günü şirkete el koymuştur. Bunun üzerine 55 yabancı teknik personel İstanbul’u terk etmiş ve bunların görevi beş Türk mühendisine kalmıştır. Bu beş genç mühendis ve yetiştirdikleri 15-20 kadar genç teknisyen devraldıkları telefon işletmesini Nisan 1919 tarihine kadar birçok mahrumiyetler içinde olmasına rağmen yabancılardan çok daha iyi idare etmişlerdir. Bu genç Türk ekibi sadece mevcut şebekeyi işletmekle kalmamışlar, yeni şebeke yatırımları yapmışlar ayrıca bakım ve onarım konusunda da büyük başarı elde etmişlerdir. Türk mühendislerinin o tarihlerdeki başarısı ibret verici ve takdir edilen büyük bir olaydır. 1. Dünya Savaşında mağlup olmamız üzerine Telefon İşletmesi 1 Nisan 1919 tarihinde tekrar Dersaadet Telefon Anonim Şirketi’ne devredilmiştir.[7]
Cumhuriyet ilan edilmeden önce Ankara hükümeti, İstanbul’da yabancı kontrolünde bulunan ve daha çok altyapı hizmeti veren şirketlerin imtiyaz sözleşmelerini yenilemiştir.[8] İstanbul Telefon Şirketi de sözleşmesi yenilenen şirketlerin içinde yer almıştır. Sözleşme, 14 Haziran 1339 (1923) tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından onaylanmıştır. Sözleşmenin ikinci maddesine göre şirket, İstanbul hükümetinin kontrolünde bulunduğu döneme ilişkin olarak gerek el koyma işleminden, gerekse idare ve işletme işlem ve hesaplarından dolayı TBMM hükümetinden hiçbir talepte bulunamayacaktır. Bunun karşılığında ise 1 Nisan 1335 (1919) tarihine kadar ödemesi gereken vergileri ödemeyecektir.[9]
1911 yılında yapılan esas sözleşmeye göre şirketin gayri safi hasılasından hükümet hissesi olarak vermeyi taahhüt ettiği % 15 oranındaki aidat sözleşmeyle beraber % 10’a düşürülmüştür. Hükümete verilecek aidattaki % 5’lik indirime karşın, şirket asıl sözleşmeye göre vermesi gereken ücretsiz postalardan başka, hükümet daireleri, şubeleri ve kurumları için yüzde elli oranında ücretlendirilmiş, 450 direkt hat vermeyi ve bunları her zaman hükümet  emrinde bulundurmayı taahhüt etmiştir. Sözleşmede ilgi çekici bir yön de, Şirkette çalışan yabancılara yönelik tutumdur. Hükümet şirketin istihdam ettiği tüm Yunanlı memur ve çalışanların hemen işine son verilmesini ve sözleşmenin kabulünden sonra da hiçbir yabancının işe alınmamasını istemektedir.[10] Sözleşmenin 14. maddesine göre istihdam edilen yabancı memurlardan ikisinin iki sene ve on altısının da altı sene içinde hizmetlerine son verilmesini ve altı sene sonunda şirket hizmetinde müdür, baş mühendis, baş müfettiş ve beş daire başkanlarının dışında yabancı çalışan bulunmaması gerekmektedir. Hizmetlerine son verilen yabancı memurların yerlerine Türk memurların alınacaktır.[11]
Şirket Paşabahçe santralini 8 Ağustos 1923’te işletmeye açmıştır. Cumhuriyet’in ilanından sonra ise 26 Kasım 1923’te Kartal santralini, 6 Mart 1924’te Heybeliada santrallerini hizmete vermiştir.[12]
Ancak hizmete sokulan santraller şehrin artan nüfusunun ihtiyaçlarını karşılamadığı gibi kurulan tüm santraller manueldir. PTT tarafından Ankara Otomatik Santrali’nin 1926 yılında hizmete açılmasına karşılık, Şirketin İstanbul’da hâlâ manuel santralleri hizmete vermesi üzerine, Devlet Şirkete baskı yapmaya başlamış ve bu baskılar sonucunda, Şirket ve hükümet arasında imzalanan 15 Mayıs 1929 tarihli sözleşmede Şirket, 1932 yılı sonuna kadar Beyoğlu ve Kadıköy santrallerini otomatiğe dönüştüreceğini taahhüt etmiş, buna karşılık, Devlet gerekli olan telefon malzemesinin ithalini kolaylaştıracak kararlar almıştır.

İstanbul basınında, zaman zaman Telefon Şirketini eleştiren, hicveden yazılara rastlanmaktadır. Örneğin 21 Birincikanun (Aralık) 1928 tarihli İkdam gazetesinde Şirketin telefon memureleri çok hoş bir şekilde hicvedilmektedir:

Telefonla uyanış
İstanbul Paris’i geçmiş de haberimiz yok! Burada her isteyen telefonu eline aldı mı, santralden meccanen saatin kaç olduğunu sorabiliyor. Hâlbuki bu usul henüz Paris’te yokmuş.
Fakat şimdi karar vermişler. Onlar da bu usulü tatbik edecekler. Fakat onlar bizden fazla yeni bir usul daha koyuyorlar. Telefon memureleri bir aboneyi evvelden haber vermek şartıyla, gecenin her hangi bir zamanında uyandıracaklar. Bu usulün şüphesiz faydaları çok! Eğer bizde de tatbikine kalkarlarsa telefon hanımlarını kim uyandıracak?”
Devletin baskısı üzerine şirket, 1931 yılında Kadıköy, İstanbul ve Beyoğlu santralleri otomatiğe, diğer 10 santral ise yarı otomatiğe dönüştürülmüştür.[13]
İstanbul Telefon Şirketinin yeni yatırımlar yapmakta isteksiz davranması, mevcut hatların işletilmesinde yaşanan sorunlar, PTT’nin İstanbul Telefon Şirketi’ni rahatlıkla yönetebilecek bilgi birikimine kavuşması, tarifesinin Ankara ve İzmir tarifelerine nazaran çok yüksek olması ve yabancı sermeyenin stratejik alanlardan çıkarılması gerekliliği gibi unsurları gözeten devlet, 1933 yılından itibaren, şirketin özelleştirmesini değerlendirmeye başlar. Şirketteki yolsuzluk iddiaları da, devletleştirme yönündeki kararı güçlendirir. Bunun sonucunda, 12.7.1934 tarihinde “Hükümetin Telefon Şebekesini Satın Almak Kararında Bulunduğunun İstanbul Telefon Şirketi’ne Tebliği ve Şirket Muamelelerindeki Yolsuzlukların Yerinde Tetkik Ettirilmesine Dair Kararname” yayınlanır.
Kararname uyarınca, şirketi satın alma kararı İstanbul Telefon Şirketi’ne tebliğ edilir. Yapılan görüşmeler sonucunda, İstanbul Telefon Şirketi ile Bayındırlık Bakanlığı arasında 30 Ağustos 1935 tarihinde bir protokol imzalanmıştır. İmzalanan bu protokolle şirket, 1 Eylül 1935 tarihi itibariyle fiili olarak hükümete geçmiştir. 6 Eylül 1935 tarihinde çıkarılan bir kararnameyle, satın alma kanununun mecliste kabulüne kadar geçecek süre içinde telefon hizmetinin sağlıklı bir biçimde verilebilmesi için lüzumlu görülen memurların çalıştırılmasına devam edilmiştir. Yine bu protokolle elde edilecek gelirin PTT idaresi tarafından tahsil edilmesi ve yeni telefon kanunu yapılana dek mevcut tarifelerin geçerli olacağı karara bağlanmıştır. Yapılan bu protokol uyarınca şirket bütün haklarını, çıkarlarını Türkiye’de bulunan tüm menkul ve gayrimenkullerini 21 Temmuz 1935 tarihinden geçerli olmak üzere hükümete devretmiştir. Ancak şirketin, 21 Temmuz 1935 tarihinde gerek kasalarında ve gerek bankalarda mevcut paraları ile belirtilen tarihten önceki döneme ait faaliyetinden dolayı şirketin alacaklı durumda olduğu paralar, tamamen şirketin malı olarak kalmıştır.[14] Şirket, bu paralarını konuyla ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde yurt dışına çıkarmakta serbesttir.[15]
İstanbul Telefon Şirketi ile 9 Nisan 1936 tarihinde nihai bir sözleşme imzalanır. Satın almaya ilişkin 3026 sayılı kanun 13 Haziran 1936 tarihinde TBMM tarafından kabul edilerek, satın alma süreci tamamlanır.

Şirket imtiyazı ile tüm hak, menfaatler ve malların satın alınması karşılığında hükümet şirkete 800 bin İngiliz Lirası ödeyecektir. Bu tutar yirmi sene müddetle altı ayda bir 20 bin İngiliz Sterlini karşılığında ödenecektir. Sözleşmeye göre taksitlerin ödenmesine 21 Ocak 1940 tarihinde başlanacaktır.
İstanbul Telefon Şirketi devletleştirildikten sonra, PTT Genel Müdürlüğü’ne bağlı bir müdürlük haline getirilmiş, genel müdürlüğün gelir ve giderleri gelir ve giderleriyle karıştırılmayarak bütçede ayrı bir kısımda gösterilmiştir. Şirketin satın alınmasının ardından telefon şebekesinin genişletilmesine yönelik çalışmalar başlatılmıştır. 1936 Nisan sonu itibariyle İstanbul’un telefon hat kapasitesi 10.700’dür.[16] Bu sayı 800 bin nüfuslu İstanbul için oldukça yetersizdir. Aynı yıllarda 400 bin nüfuslu Stockholm’de 120 bin telefon abonesi vardır [17]
Aynı aydaki şehirlerarası ve uluslararası telefon trafiği de aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.[18]

İstanbul’un Nisan 1936 Ayı Telefon Trafiği

Çıkan
Giren
Toplam
Şehirlerarası
12.823
16.386
29.209
Uluslararası
3.196
3.059
6.255






[1] Reşat Alşan, “Cumhuriyetin Kuruluşu ve İlk Onbeş Yılında PTT İşletmesi”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı 17, Cilt: VI (Mart 1990),
[2] Asaf Tanrıkut, Türkiye PTT Tarihi: Teşkilat ve Mevzuatı I, Efem Matbaası, Ankara 1984.
[3] İmtiyazın kime verildiği konusunda, kaynaklar farklı isimler zikretmektedir. Reşat Alşan, Altemur Kılıç ve Çağla Kubilay imtiyazın Herbert Lows Webbe’ye verildiğini belirtirken Yavuz Selim Karakışla ve Ayşe Gür, İstanbul Telefon Şirketi’ne verildiğini ifade etmektedirler. Reşat Alşan’ın PTT’de uzun yıllar İdari İşler Dairesi Başkanlığı görevini yürüttüğünü, PTT arşivlerini çok iyi incelediğini ve makalesinin telekomünikasyon tarihinin1839-1939 dönemine ilişkin en güvenilir kaynak olduğunu dikkate alarak onun değerlendirmesini esas aldık.
[4] Sözleşme şartları, Türk Telekom’un satış şartlarına göre daha akılcı gözükmektedir.
[5] Alşan, a.g.m.
[6] Bu konu Posta ve Telekomünikasyon Tarihinden Portreler kitabımda ayrıntılı olarak anlatılmıştır.
[7] Alşan, a.g.m.
[8] Taner Timur, Türk Devrimi ve Sonrası, İmge Yayınevi Ankara 1997, s. 84-85.
[9] Kubilay, a.g.e., s. 155.
[10] Türk Telekom satış sözleşmesinde bu yönde bir hüküme rastlanmamıştır.
[11] Kubilay, a.g.e., s. 155.
[12] Alşan, a.g.m.
[13] Alşan, a.g.m.
[14] Türk Telekom’un özelleştirilmesinde, alacaklar da satın alana aktarılmıştır.
[15] “İstanbul Telefon Tesisatının Satın Alma Sözleşmesi”, TBMM Kavanin Mecmuası, Cilt:16, Devre: 5, İçtima Senesi: 1, s. 952-954.
[16] Alşan, a.g.m. (
[17] Kubilay, a.g.e., s. 200.
[18] Tanrıkut, Türkiye PTT Tarihi: Teşkilat Ve Mevzuatı II, Efem Matbaası, Ankara 1968.

11 Kasım 2017 Cumartesi

MUSTAFA KEMALİN BİR TELGRAFI ve İSTİKLAL SAVAŞINDA TELGRAFÇILAR



Fazlı KÖKSAL

Tarihe meraklı eski Telekomculardan Yunus Türkölmez arkadaşımız, Mustafa Kemal Paşa’nın Milli Mücadele’nin daha başlarında,  Amasya’dan çektiği 20 Haziran 1919 tarihli bir telgrafı gönderdi. Söz konusu telgrafın anlaşılması için kısa bir girizgâh yapılması gerekiyor.

İster ilkçağda yapılsın, isterse uzay çağında yapılsın tüm savaşlar için geçerli bir söz vardır; “Muhaberesiz, Muharebe olmaz” … Hepiniz anlamışınızdır ama günümüz Türkçesi ile de ifade edelim; haberleşmesiz savaş olmaz. Daha doğrusu; sağlıklı haberleşme sağlanmadan savaş kazanılmaz…

İstiklal Savaşımızın başarısında da haberleşmenin, özellikle posta ve telgraf haberleşmesinin önemli payı vardır. TBMM kurulur kurulmaz, haberleşmenin ülke çıkarlarına uygun olarak yürütülmesi ve Anadolu’daki PTT Memurlarını, İstanbul’daki Sarayın emir ve direktifleri ile hareket eden İstiklal Savaşımızı engellemeye çalışan başında Refik Halit Karay’ın bulunduğu PTT Genel Müdürlüğünün baskısından kurtarmak amacıyla, Ankara’da TBMM Hükümetine bağlı ikinci bir PTT Genel Müdürlüğü tesis edilmiştir.

O yokluklar içerisinde, savaş meydanları ile şehir merkezleri arasında Telgraf Hatları kurulması, geri çekilmelerde, o hatların toplanması, Mustafa Kemal Paşa’nın ve diğer Komutanların emirlerinin ilgili yerlere ulaştırılması, buna karşılık Saray’ın telgraflarının engellenmesi, işgal altındaki bölgelerden düşmana ait bilgilerin Ankara’ya bildirilmesi,  hep PTT mensuplarının fedakârca çabalarının bir sonucudur. İlginçtir bu memurlarının büyük bir bölümü, herhangi bir maaş almadan çalışan memur adaylarıdır. Memur kadrosunda olanlar da Cumhuriyet kurulana kadar düzenli maaş alamamıştır. İstiklal Savaşımızın birinci elden anlatımı olan iki kitap, (Atatürk’ün kaleme aldığı Nutuk ve Kazım Karabekir’in yazdığı İstiklal Harbimiz) dikkatli incelendiğinde İstiklal Savaşımızın Telgraflarla sevk ve idare edilen bir savaş olduğu çok iyi anlaşılır. Bu da Telgrafçılarımızın İstiklal Savaşımıza katkılarını gösterir. Atatürk, Telgrafçılarımızın İstiklal Savaşımıza katkılarını şu veciz sözleri ile ifade etmiştir; “Umum Telgrafçılarımızın, Teşebbüsat ve Harekâtı  Milliyemize İfa Eyledikleri Fedâkarane Hizmetlerinin   Milli Tarihimizde Mühim Mevkii Vardır. Kendilerine Bugün Alenen Teşekkür Etmeği Bir Vazife Borç Addederim”

Mustafa Kemal’i TBMM kurulur kurulmaz, yeni bir PTT Genel Müdürlüğü kurmaya yönelten faktörlerin başında, Amasya Bildirgesinin telgrafının ilgili yerlere ulaştırılmaması yönünde PTT Genel Müdürü Refik Halit Karay’ın verdiği emirlerin payı vardır. Refik Halit bununla da kalmamış, Milli Mücadelenin yanında olan, Kuvayı Milliye komutanlarının telgraflarını karşıya çeken PTT Memurlarını görevden almış, Milli Mücadelenin başarısızlığa uğraması için elinden geleni yapmıştır. Bu hareketi de onun 150’likler diye nitelenen, vatana ihanet ettikleri, İstiklal Savaşının aleyhinde tavırlar sergiledikleri için yurtdışına sürgüne gönderilenler arasında yer almasına yol açmıştır. 

Refik Halit Karay’ın Müdafa-i Milliye ve Red-i İlhak Derneklerinin telgraflarının çekilmemesi yolunda PTT Müdürlüklerine verdiği emir üzerine, Amasya'da bulunan Mustafa Kemal Paşa 20.Haziran.1919'da Sadaret Makamına (Başbakanlığa) bir   telgraf çekerek, bu emrin geri çekilmesini talep eder.

Bu Telgrafın Osmanlıca metni, Latin harfleriyle okunuşu ve bugünkü Türkçeyle anlatımı aşağıda bilginize sunulmuştur.


ORİJİNAL METİN

Bâb-ı Âlî                                                                      20 Haziran (1)335
Dâire-i Sadâret
-
Şifre Kalemi
Gayet Müsta’celdir (ivedi)
Makâm-ı Celîl-i Sadâret-uzmâya

Posta ve Telgraf Müdîriyyet-i Umûmîsinin telgrafhânelerde Müdâfaa-i Hukûk-ı Milliyye ve redd-i ilhâk cem’iyyetleri tarafından verilecek telgrafların keşîde edilmemesi hakkında bir emir verdiğini istihbâr eyledim. Aydın vilâyetinin tahliyesine sâik-i yegâne olan sadâ-yı milleti boğmaktan ve vatanın hayât ve isitiklâline karşı birleşen vicdân-ı umûmî-i millîyi itfâdan başka bir şey’e ma’tûf olamayacak olan böyle bir câniyâne teşebbüsün âtiyyen mûcib olacağı mes’ûliyyet-i azîmenin teemmül ve idrâk edilememesi bâdî-i teessürdür. Bu emrin hemen geri alınarak milletin i’timâd ve emniyetine zerreten halel getirilmemesi lüzûmunu arz etmeği bir vazîfe-i vicdâniyye telakkî eylediğim ma’rûfdur.

Üçüncü Ordu Müfettişi
Mustafâ Kemâl
Amasya’dan


BUGÜNKÜ DİLLE

                                                                                     20 Haziran (1)335

Başbakanlık Makamı
-
Şifre Kalemi
Çok ivedidir
Başbakanlık Yüksek Makamına

Posta ve Telgraf Genel Müdürlüğünün telgrafhanelerde Müdâfaa-i Hukûk-ı Milliyye ve Redd-i İlhâk dernekleri tarafından verilecek telgrafların çekilmemesi hakkında bir emir verdiğini haber aldım. Aydın vilâyetinin tahliyesine yegâne sebep olan, milletin sesini boğmaktan ve vatanın hayat ve isitiklâline karşı birleşen millî vicdanı söndürmekten başka bir şeye yönelik olamayacak olan böyle canice bir girişimin geleceği de ilgilendirecek büyük sorumluluğunun etraflıca düşünülüp anlaşılamaması üzüntü sebebidir. Bu emrin hemen geri alınarak milletin güven ve emniyetine zerre kadar zarar verilmemesi gereğini arz etmeyi vicdani bir görev kabul ettiğim bilinmektedir.
Üçüncü Ordu Müfettişi
Mustafa Kemal

20 Haziran (1)919
Amasya’dan

Bu belge, İstiklal Savaşını İstanbul Hükümetlerinin de desteklediği yalanını utanmadan söyleyebilen sözde tarihçilerin, utanmasına yol açacak yüzlerce belgeden birisi... Ama onlar bilim adamı olmayıp, Türkiye'nin Türklüğün ve Atatürk'ün düşmanı oldukları için utanmazlar... Çünkü görevliler ve görevlerini yapıyorlar...

Bu vesile ile Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere İstiklal Savaşımızın komutanlarını, şehit ve gazilerimizi, İstiklal Savaşında çok önemli yararlılıklar gösteren Telgrafçılarımızı, postacılarımızı rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum…



22 Ağustos 2017 Salı

ÖDÜLLER, ÖDÜL MÜ?


Fazlı KÖKSAL

Bugün bazı haber ajanslarından, Türk Telekom’un bir basın açıklaması servis edildi, bu açıklama çeşitli yayın organlarında haber olarak yayınlandı. Açıklamanın, dolayısıyla haberin ilk cümleleri şöyle;

“Türkiye’nin lider bilgi ve iletişim teknolojileri şirketi Türk Telekom, uluslararası başarılarına bir yenisini ekledi ve 2017 Stevie Ödülleri’ne Online İşlemler kategorisindeki nitelikli uygulamalarıyla damga vurdu. Türk Telekom Online İşlemler, dünyanın çeşitli ülkelerinden 200’den fazla profesyonel yöneticinin yer aldığı jüri heyeti tarafından gerçekleştirilen iki aylık değerlendirme sonunda ödüllerin sahibi oldu.”[1]

Türk Telekom ülkemizin en büyük şirketlerinden birisi.  Onun için uluslararası bir değerlendirmede bazı dallarda ödül alması gayet doğal. Ama onlarca ülkenin katıldığı (?) uluslararası (?) bir değerlendirme sonucu, 7 farklı dalda 7 ödül alması bana biraz garip geldi. Ayrıca, değerlendirmede dereceye giren diğer kurumlardan hiç bahsedilmemesi de dikkatimi çeken diğer bir noktaydı.

Bunun üzerine minik bir araştırma yaptım. Sonuç ilginçti;
Hürriyet Gazetesinde yer alan bir haberde şu cümleler yer alıyordu.“Akkök Holding’in gayrimenkul sektöründeki ilk yatırımı Akmerkez ile gayrimenkul sektöründeki iştiraki Akiş GYO A.Ş. tarafından hayata geçirilen Akbatı AVYM ve Akasya, birbirinden farklı projeleriyle dünyanın en saygın iş ödüllerinden biri olan Stevie Ödülleri’nde yarıştığı kategorilerde toplam 10 ödülün sahibi oldu. Akasya Kültür Sanat kazandığı altın ödülle, Akmerkez ile Akbatı ise gümüş ve bronz ödülleriyle Stevie Awards’a damgasını vurdu.”[2]

Başka bir haberde de;“Dünyanın en prestijli iş yarışması olarak gösterilen Uluslararası Stevie İş Ödülleri’nde, Türkiye’nin en hızlı büyüyen dijital ajanslarından Magnet203’ü altın4’ü gümüş olmak üzere toplam 7 ödüle layık görüldü. Sektörde son dönemde yaptığı sağlık sektörüne yönelik farkındalık projeleriyle dikkat çeken ajans, GSK Türkiye ile yaptığı başarılı çalışmaların meyvesini tam 6 ödülle aldı. Ayrıca Magnet20, Akçansa ile uzun yıllardır süren işbirliğini de, 1 Gümüş Stevie Ödülü ile taçlandırmış oldu.” [3] cümleleri yer alıyordu…

2015 tarihli bir haberde de, “Bu yıl 12’cisi düzenlenen ve dünyanın en başarılı kurumlarını ödüllendiren The Stevie Awards 2015’in sahipleri belli oldu. Dünyada kabul görmüş başarılı kuruluşları ve yöneticileri ödüllendiren Stevie Award dünyanın tek uluslararası iş ödülleri programı. Türkiye bu yıl toplamda 24 Altın Stevie Awards, 34 Gümüş Stevie Awards ve 39 Bronz Stevie Awads kazandı.” Deniyor haberdeki listede ise neredeyse Türkiye’nin tüm şirketleri var.  [4]

Haberlerden de anlaşılacağı üzere, müthiş bir ödül enflasyonu… Haberlerde; değerlendirme kaç kategoride yapılmış diğer ülkelerden kimler kazanmış, kaç firma değerlendirmeye tabi tutulmuş, kaç ülke katılmış vb. açıklayıcı herhangi bir bilgi yok…

Bunun üzerine, Ödül veren firmanın web sayfasına girdim. 15 Ana kategoride, 100’ün üzerinde kategori, 1000’in üzerinde  alt kategoride binlerce ödül… Mesela “Web Site, App, Video, Publication, & Live Event Awards” Kategorisinin altında Mobil Site ve Uygulama Ödülleri ,Yayın Ödülleri , Olay Ödülleri, Canlı Video Ödülleri, Web Sitesi Ödülleri olmak üzere 5 alt kategori bulunuyor, Bunlardan Mobil Site ve Uygulama Ödüllerinin altında 30 alt kategori var yani sadece bu alt kategoriden, Altın Gümüş ve Bronz olmak üzere 90 ödül veriliyor…

2017’de ödül alan ülkelere bakıyorum, Türk Firmaları, Kore Başta olmak üzere uzak doğu firmaları, Birkaç Afrika firması, birkaç ABD firması ve Afrika firmaları… Çoğu uluslararası arenada tanınmayan firmalar… Hemen hemen her ay değişik yerlerde ödül törenleri yapılıyor.

Ödüllerin ne ölçüde hakkaniyetle dağıtıldığı da ayrı bir soru…

Ödüller hakkaniyetle dağıtılsa, diğerlerini bırakın, Türkiye’den ödülleri alan firmalar içinde kurumsal yapısı en güçlü olanı olan Türk Telekom’un dünya Telekomünikasyon devleri arasında her hangi bir dalda dereceye girmesi mümkün mü?

Özetle, bu ödüller eş dost alışverişte görsün kabilinden, katılım için çok yüksek ücretler istenilen, o ücretleri verenlere ödüllerin dağıtıldığı bir ticaret organizasyonu…

Bu olay bana bir anımı hatırlattı;
Türk Telekom’da Pazarlama Dairesi Başkanıyım. 2003 yılının başları… Genel Müdür Mehmet Ekinalan telefonla aradı, Dünyanın en büyük dergilerinden birisinin ismini vererek; “  …..Dergisi Temsilcileri şu anda benim yanımda, ilginç bir teklifle geldiler, benim hoşuma gitti, sizin yanınıza gönderiyorum, bir de siz konuşun, değerlendirelim” dedi.  Biraz sonra odama üç kişi geldi … İki İngiliz (yada Amerikalı) ve bir Türk… Kartvizitlerini verdiler… Birisi Derginin Avrupa, birisi balkanlar, birisi de Türkiye temsilcisi… Bu arada ben Başkan yardımcılarını da çağırdım… Biraz hoşbeşten sonra, tekliflerini ilettiler; “Genel Müdürünüzle bir röportaj yapalım, Türk Telekom’u tanıtalım. İsterseniz Genel Müdürünüzün resmini de kapak yapalım.” Teklif çok cazip… Ama, uluslararası prestiji olan böyle bir dergide Türk Telekom Genel Müdürünün fotoğrafı yayınlanır mı? Soruları beynimi kurcalıyor. Biraz müsaade isteyip tanıdığım ve güvendiğim duayen bir gazeteciyi, rahmetli Altemur Kılıç’ı aradım. Bazı dergilerin, satışa sunulmayan yalnızca reklam ücreti aldıkları kurumlara verdikleri özel baskılar yaptıklarını, bunun da öyle bir uygulama olabileceğini söyledi. Bu bilgiyle çapraz sorular sormaya başlayınca, yazının Dünya Baskısında değil Avrupa Baskısında yayınlanacağını söylediler… Bunun da bir miktar bedeli olduğunu ifade ettiler… Miktarı tam hatırlamıyorum; 250.000 Dolar civarında idi sanırım… Ama biraz daha sıkıştırınca anladık ki, bu haber Avrupa baskısında da değil, yalnızca Türkiye’de basılacak özel bir baskıda kullanılacak… Kısacası tam bir dolandırıcılık… Reddettik tabii… Red gerekçemizi Genel Müdüre anlatmakta da çok zorlandığımı hatırlıyorum…

Acaba, bu ödüller de; üçüncü dünya ülkelerindeki firma yetkililerinin şan ve nam düşkünlüğünden, tabansız tanıtım stratejilerinden yararlanmak isteyen fırsatçı firmaların (?) işi mi ? Diye düşünmeden edemedim…

Ülkemiz firmalarının, gerçekten hak edilmiş önemli ödüllerle dünyada ses getirmesi temennisi ile…